İçeriğe atla

Vikipedi:Günün maddeleri/Temmuz 2019

Vikipedi, özgür ansiklopedi

1 Temmuz
"Berenice" Edgar Allan Poe'nun korku türünde yazdığı, ilk defa 1835'te Southern Literary Messenger'da yayınlanan kısa öyküdür. Kuzini Berenice ile evlenmeye hazırlanan Egaeus adında bir adam hakkındadır. Sevgilisi, belirsiz bir hastalık sebebiyle hızla kötüleşirken, Egaeus da genç kızın dişlerine saplantılı bir şekilde bağlanmaya başlar. Adam, kız öldükten sonra bile dişlerini düşünmeden duramaz. Bir gün, derin düşüncelere dalmış bir şekilde odasında oturmaktayken, bir hizmetçi gelir ve Egaeus'a Berenice'in mezarının açılmış olduğunu söyler. Bir anda kendine gelen adam elbiselerinin kanla kaplı olduğunu görür ve etrafında bakındığında dişçi aletleri ile içinde 32 beyaz dişin bulunduğu bir kutu görür.

Dönemin okuyucuları bu öyküdeki şiddet sebebiyle dehşete düştü ve öykünün yayınlandığı gazetenin editörüne pek çok şikayet mektubu gönderdi. Poe, daha sonra öykünün kendi sansürlediği bir versiyonunu yayınladı ancak yine de önemli olanın şikayetler değil, gazetenin kaç kopya sattığı olduğu fikrini savundu. (Devamı...)


İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Türkiye'nin başkenti Ankara'da yer alan vakıf üniversitesi. İhsan Doğramacı tarafından, İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararlarıyla 20 Ekim 1984'te, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. Bilkent Üniversitesi, kuruluş amacını "eğitim kalitesi, bilimsel araştırma ve yayınları ile kültür ve sanat faaliyetleri açısından dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında yer almak" olarak açıklamıştır. Bu amaç doğrultusunda üniversiteye "Bilim Kenti"nin kısaltılmışı olan Bilkent adı verilmiştir.

Üniversitenin kampüsü, Hacettepe Üniversitesi'nin Beytepe kampüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Ankara yerleşkesinin arasında bulunmaktadır. Ankara-Eskişehir yolunun 12. kilometresinde bulunan üniversite kampüsünde Merkez, Doğu ve Orta olmak üzere 3 kampüs bulunmaktadır. Kampüs 5.000 dönümlük arazi üzerinde bulunmaktadır.

Üniversite, THES - QS Dünya Üniversiteler Sıralaması araştırmasına göre 2009 yılında dünyanın en iyi 360., Avrupa'nın en iyi 163. üniversitesi seçilmiştir. Times Higher Education dünya üniversiteleri 2010 sıralamasında ise dünyanın en iyi 112. Avrupa'nın en iyi 32., Türkiye'nin en iyi üniversitesi olarak yer almıştır. (Devamı...)


2 Temmuz
1988 NBA All-Star Maçı 7 Şubat 1988 tarihinde Chicago'da bulunan Chicago Stadyumu'nda oynanan otuz sekizinci All-Star maçı. 29 dakika oyunda kalarak 40 sayı atan Chicago Bulls takımının yıldız oyuncusu Michael Jordan maçın NBA En Değerli Oyuncu Ödülünün sahibi oldu. Doğu takımının koçluğunu Atlanta Hawks takımından Mike Fratello yaparken, Batı'nın koçluğunu ise Los Angeles Lakers takımından Pat Riley yaptı. Maçı 18.403 biletli seyirci izledi.

Maçtan bir gün önce, cumartesi etkinlikleri içinde smaç yarışması (NBA Slam Dunk Contest) ve üçlük yarışması yer aldı. Üçüncü kez düzenlenen şut yarışmasını, Celtics'ten Larry Bird, Dale Ellis'ı finalde 17-15'lik sonuçla yenerek kazandı. Smaç yarışmasında ise, Chicago'nun yıldızı Michael Jordan kendi seyircisi önünde finalde Dominique Wilkins'i 147-145 ile geçti. (Devamı...)


Dag Hammarskjöld ya da tam adıyla Dag Hjalmar Agne Carl Hammarskjöld (29 Temmuz 1905, Jönköping, İsveç - 18 Eylül 1961, Rodezya), İsveçli iktisatçı, devlet adamı ve Birleşmiş Milletler'in ikinci genel sekreteri (1953-1961). BM'nin saygınlığını ve etkisini artırmış, ölümünden sonra Nobel Barış Ödülü (1961) verilmiştir.

İsveç başbakanı (1914-1917) ve Nobel Vakfı başkanı (1929-1947) Hjalmar Hammarskjöld'ün oğlu olan Dag Hammarskjöld, Uppsala ve Stokholm üniversitelerinde hukuk ve iktisat öğrenimi gördü. 1933-1936 arasında Stokholm Üniversitesi'nde siyasal iktisat dersleri verdi. Ardından Maliye bakanlığında daimi müsteşar olarak devlet hizmetine girdi, daha sonra da İsveç Merkez Bankası yönetim kurulu başkanı oldu. 1947'den sonra Dışişleri Bakanlığı'nda görev yaptı. 1951'de BM Genel Kurulu'ndaki İsveç delegasyonunun başkan yardımcılığına, 1952'de de başkanlığına getirildi. Norveçli Trygve Lie'nin BM genel sekreterliğinden istifa etmesinden beş ay sonra, 10 Nisan 1953'te beş yıl süreyle bu göreve seçildi. Eylül 1957'de yapılan seçimle beş yıllık bir dönem için yeniden aynı göreve getirildi. Genel sekreterliğinin ilk yıllarında ağırlıklı olarak Ortadoğu'da İsrail ile Arap devletleri arasındaki savaş ve savaş tehlikesi konularıyla ilgilendi. 1957 Nobel Barış Ödülü'nün sahibi, Kanadalı devlet adamı Lester Pearson'la birlikte, 1956'da patlak veren Süveyş Krizi'nin çözülmesi için yürütülen çalışmalara katıldı. Ayrıca 1958'de Lübnan ve Ürdün'de baş gösteren bunalımın çözümünde önemli rol oynadı. Belçika Kongosu'nun 30 Haziran 1960'ta bağımsızlığını kazanmasından kısa bir süre sonra başlayan ve bütün ülkeyi saran karışıklıkları durdurmak amacıyla bölgeye BM'ye bağlı birlikler gönderdi. (Devamı...)


3 Temmuz
Prusya-Avusturya Savaşı veya Yedi Hafta Savaşı (Almanya'da kullanılan adıyla Alman Savaşı, Birlik Savaşı, Prusya-Alman Savaşı, Alman İç Savaşı, Kardeş Savaşı ) 1866'de Avusturya İmparatorluğu liderliğinde Alman Konfederasyonu ile Prusya Krallığı ile Alman müttefikleri yanında İtalya ve Alman müttefikleri arasında gerçekleşti. Sonuç olarak Alman devletleri üstünde Prusya egemenliği ve Üçüncü İtalyan Bağımsızlık Savaşı denilen İtalyan birleşmesi süreci gerçekleşti.

Savaşın en önemli sonucu, Alman devletleri üzerindeki hegemonyanın Avusturya'dan uzaklaşıp, Prusya'ya kayması ve Avusturya hariç tüm kuzey Alman devletlerinin birleşmesi (Kleindeutschland) yönünde bir ivme oldu. Alman Konfederasyonu'nun ortadan kalkması ve Avusturya ve Güney Alman devletleri hariç bunun yerini Kuzey Alman Konfederasyonu'nun almasıdır. Savaşın bir başka sonucu ise Avusturya eyaleti olan Venedik'in İtalya tarafından işgalidir. Siyasi bir coğrafya söz konusu Almanya değil. Krallıklar ve Büyük dükalıklar ve Düklükler ve Beylikler; Almanların yaşadığı, her biri ayrı bağımsız bir hükümdar tarafından devlet aygıtı ile yönetilen. Ancak doğal bir akım var millî bir duygu oluşumuna ve Alman birliği arzusu, büyük bir millet oluşturmaya ve ortak bir lider tarafından yönetilen ulusal birliğe. Yüzyıllar boyunca, Orta Avrupa, birkaç büyük devlet ve yüzlerce küçük yönetime bölünmüştü, her biri dış güçlerin yardımı ile bağımsızlığını muhafaza edebildi, özellikle Fransa. Avusturya, Habsburg İmparator kişisel toprakları geleneksel Alman devletlerinin lideri olarak kabul edildi ancak Prusya giderek güçlendi ve 18. yüzyılın sonlarında Avrupa'nın büyük güçlerinden biri oldu. Orta Avrupa'nın siyasi ortamı Napolyon tarafından yeniden düzenlendiği zaman Kutsal Roma İmparatorluğu resmen 1806 yılında dağıldı. (Devamı...)


William Wallace (d. 1272 - ö. 23 Ağustos 1305), Kral I. Edward'ın döneminde İngiltere'ye karşı yapılan direnişte vatandaşlarına önderlik eden İskoç şövalyedir. İskoçya'nın en büyük ulusal kahramanlarından Sir William Wallace ülkenin İngiliz egemenliğinden kurtulması için yürütülen uzun mücadelenin ilk yıllarında İskoç direniş kuvvetlerine önderlik etti. Tarihçiler, Wallace'ın asil bir beylikten gelen Robert the Bruce gibi asillerle çelişen insanlardan biri olarak tanımlar.

Bazı tarihçiler Wallace'ın 1270'te doğduğunu iddia ederken, 16. yüzyıl kitabı "William Wallace'ın Tarihi ve İskoç Hadiseleri" (History of William Wallace and Scottish Affairs) William'ın 1276'da doğduğunu söylüyordu. Kesin kanıtların olmamasından dolayı Wallace'ın doğum tarihi ve doğum yeri tartışılır. Tarihe göre Wallace'ın doğum yeri Renfrewshire'deki Paisley yakınlarında Elderslie'dır. Fakat, bazı biyograflar onun doğum yerinin Ayrshire, Kilmarnock yakınlarında olduğunu belirtmiştir. Ek olarak Wallace'ın ilk hadiselerinden bazıları Ayrshire'da gerçekleşir. Bunun aksine Wallace'ın ilk hadiseleri Elderslie'ye de, Ellerslie'ye de yakın olmayan Lanark'ta gerçekleşir ve daha sonra Wallace, Irvin'deki İngilizler'e karşı savaşan İskoç asillere katılmak üzere Ayrshire'a gider. Wallace Fransa'daki papazlara katılan iki amcası tarafından eğitilmiştir. Doğduğunda Kral III. Alexander 20 yıldan beri hakimiyetini sürdürüyordu. Onun dönemi ekonomik düzen, barış süresi içinde geçti ve İngiltere'nin baskılarına karşı koymayı başardı. 1286'da, Alexander attan düşerek öldü. Tahta geçmek için hiçbir çocuğu sağ değildi. İskoç liderler, Alexander'ın 4 yaşındaki kız torunu Margaret'ı (en)(Norveçli Bakire-The Maid of Norway olarak tanınır) kraliçe ilan ettiler. Yaşından dolayı İskoç liderler, Margaret yetişene kadar İskoçya'yı yönetmesi için geçici bir hükümet kurar. Kral Edward, iktidarsızlıktan İskoç liderlerle yapılan Margaret'ı oğlu ile evlendirme antlaşması olan Birham antlaşmasıyla durumdan yararlanmak ister. Fakat Margaret, Norveç'ten İskoçya'ya dönerken yolda hastalanır ve ölür. (Devamı...)


4 Temmuz
Amazonlar (Yunancası Ἀμαζόνες), klasik ve Yunan mitolojisinde tamamen kadın savaşçılardan oluşan tarihi bir ulus. Herodotos, Diodorus, Apollonius, Justinus, Pliny, Virgil, Aeschylus, Stephanos, Hesiod, Lysias ve Pausanias gibi önemli tarihçiler, Temiskira’yı (Terme) Amazonların anayurdu olarak işaret eder.Amazonlar Sarmatya'nın Scythia ile sınır bölgesinde yaşadıkları ile ilgili veriler de doğruluk payı olsa da bunlar Anadolu Amazonlarının devamı olan Sarmatyanlardır. Amazonların öne çıkan kraliçeleri arasında Truva Savaşında yer alan Penthesilea ve kardeşi Hippolyta, Atlantislileri yenen ve İzmir'i kuran Myrina sayılabilir. Amazon savaşçılar genellikle Yunan savaşçılarla savaşırken resmedilmiştir. Helenistik ve Roma çağı tarihte Ön Asya'ya birçok Amazon saldırısından bahsedilir. Antik Çağda Amazonlar birçok tarihi kavimle ilişkilendirilmiştir. Günümüzde amazon ismi genel olarak kadın savaşçı ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.

Amazon kadınlarının neden erkeklerden nefret ettiklerine dair iki söylence vardır. Birine göre erkekler civar topluluklara yaptıkları akınlar sırasında pusuya düşürülmüş ve öldürülmüştür. Bunun üzerine kadınlar silahlanmıştır. Bir başka söylenceye göre ise Amazonların köle olarak kullandığı erkekler Anadolu'da Zeus adında erkek bir baştanrının ortaya çıktığını duyar ve bununla böbürlenmeye başlarlar. Öfkelenen Amazonlar o gece bütün erkekleri öldürür, çocukları ise sakat bırakırlar. Öldürdükleri erkeklerin cinsel organlarını anatanrıçaya sunan Amazonlar ülkelerine erkeklerin girmesini yasaklar.(Yunancası Ἀμαζόνες), klasik ve Yunan mitolojisinde tamamen kadın savaşçılardan oluşan tarihi bir ulus. (Devamı...)


[[Dosya:|sağ|150px]] Carlos Gardel (d. 11 Aralık 1890, Toulouse, Fransa - ö. 24 Haziran 1935, Medellín, Kolombiya), tango tarihinin unutulmaz figürlerinden birisidir. Fransa'da doğmuştur. Kendisine “Carlitos”, “Tango'nun Kralı”, “El Mago” (Sihirbaz) ve ironik bir biçimde “El Mudo” (Sessiz) gibi isimler yakıştırılmıştır.

Gardel'in Alfredo La Pera ile birlikte ortaya çıkardıkları günümüzde artık klasikleşmiş tangolar arasından en önemlileri şunlardır: Mi Buenos Aires querido, Cuesta abajo, Amores de estudiante, Soledad, Volver, Por una cabeza and El día que me quieras. Büyük bir bölümü Astor Piazzola'nın daha modern altyapılı ve enstrumental tangoları üzerine kurulu "tango" (carlos saura) filminde dahi filmdeki yönetmen/koreograf tayfasının topluca beyaz perdede Carlos Gardel izleme sahnesi ile 1930'ların başından bir videosu ile filmde yer alabilmiş bütün Dünyada tangonun kralı kabul edilen tango deyince ilk akla gelen kişiliktir. Bir uçak kazasında ölümünden bu yana (1935) yazdığı/söylediği halis Buenos Aires tangolarının üstüne aynı duygusal yoğunluğu taşıyan tango söylenemediği, bestelenemediği tümünün Gardel'in gölgesinde kaldığı çoğu kişi tarafından söylenir; bu kadar sevilmesi sayılmasından dolayı birçok filmde (Hollywood filmleri de dahil) Carlos Gardel tangoları kullanılmış, film karakterleri filmin bir sahnesinde mutlaka Carlos Gardel şarkıları ile tango yapmışlardır. Micheal Radford'un neredeyse herkesi ağlatan "Il Postino" filminde, ülkesi Şili'den Sicilya'nın bir köyüne sürülen şair Pablo Neruda, (Philippe Noiret) ile eşinin köy evinin salonunda Carlos Gardel'in "Madreselva"sı ile yaptıkları tango sahnesi unutulmazdır. (Devamı...)


5 Temmuz
Kâğıt çoğunlukla yazma işlemlerinde kullanılan, üzerine baskı ya da çizim yapılabilen veya ambalaj amacıyla kullanılan ince malzemedir. Genellikle nemli ağaç lifleri veya otların bezlerinden elde edilen selüloz hamurunun preslenmesinin ardından esnek levhalar içinde kurutulması sonucunda elde edilir.

Kağıt çok fazla kullanım alanına sahip olan, çok yönlü bir malzemedir. En çok üzerine yazı yazılması veya baskı amacıyla kullanımı yaygın olsa da, endüstriyel ve inşaat sektöründe gerçekleştirilen işlemlerde, pek çok alanda temizlik ve paketleme malzemesi olarak, hatta özellikle bazı Asya kültürlerinde yiyecek katkı maddesi olarak kullanım bulmuştur. Kâğıt özellikle yazı amacıyla kullanıldığından dolayı, belge ve doküman anlamında da kullanılır. Ayrıca borsada işlem gören tahvil veya hisse senedi gibi mali değeri olan malzeme de kâğıt olarak adlandırılır. Bunların yanı sıra kâğıt kelimesi, kağıt parayı tanımlamak için de kullanılır. Farsça kökenli olan kelime, Türkiye Türkçesi Ağızlarında çeşitli şekillerde telaffuz edilir. Örneğin; Rize ilinde k'aad, Ordu İli ve Yöresinde kaat, Güney-Batı Anadolu grubunda kayıt gibi. Kağıt ve kağıt hamurunun yapım sürecinde; kağıdın arkeolojik olarak ilk defa parçaları Çin'de bulunmuş ve bu parçaların MÖ 2'nci yüzyıla ait olduğu tespit edilmiştir. Bu dönemde Çin Han hanedanlığında bulunan mahkemelerde görevli Cai Lun (Eski Mısır'da kullanılan papirüs'ten farklı olarak) kağıt ve kağıt yapımının mucidi sayılır. (Devamı...)


Christian Lorenz 16 Kasım 1966 tarihinde Berlin'de dünyaya geldi. Rammstein adlı metal grubunun klavyecisi olarak tanınır. Lakabı olan Flake ismiyle bilinir.

Lorenz ailesi tarafından evlat edinilen Flake, iki üvey kardeşi ile büyümüştür. Küçük yaşlarda piyanoya ilk çocukluk arkadaşlarından biri piyano çalabildiği için yönelmiştir. Ailesi onu müzik okuluna göndermiş; 15 yaşındayken de doğum gününde 100 Mark'a aldıkları piyanoyu armağan etmişlerdir. Hala, büyütülmüş olduğu Prenzlauer Berg'de yaşamakta, hatta grup çalışmalarına giderken de her gün eski okulunun önünden geçmektedir. Küçükken gazete dağıtıcısı olarak çalıştı. Aslında hep cerrah olmak istemişti ama askerliğini yapmayı red ettiği için okumasına izin verilmemiştir. Üç kız çocuğu sahibidir. 1983'te, 17 yaşındayken, Paul Landers ve Aljoscha Rompe ile Feeling B adlı bir grupta çalmaya başlamış ve bu grupta yaklaşık 10 yıl kalmıştır. Bu grup 1990'ların ortalarında dağılmıştır. Ama Kasım 2000'de Rompe ölene kadar özel etkinliklerde bir araya gelmişlerdir. 1994 yılında, Till Lindemann, Richard Kruspe, Oliver Riedel ve Christoph Schneider ile katıldığı Berlin Senate Metro yarışmasını kazanarak profesyonel olarak dört demo kaydetme hakkı kazanmışlardır. Sonradan Paul Landers ve en son olarak kendisinin katılması ile Rammstein doğmuştur. Aslında başta gruba katılmak istemiyordu hatta Rammstein için onların yaptığı müziği sevmiyorum ve klavyemle bu müziğe tecavüz ediyorum demiştir. Ama sonunda kabul etmiş ve ilk albümleri Herzeleid (Kalp Ağrısı) üstünde çalışmaya başlamışlardır. (Devamı...)


6 Temmuz
Plütonyum 1940 yılında Glenn T. Seaborg, Edwin M. McMillan, J. W. Kennedy ve A. C. Wahlby tarafından 152 cm'lik siklotron (atom hızlandırıcısı) içerisindeki uranyumun döteryum ile bombardımanı sonucunda elde edilmiştir.

Bütün izotopları radyoaktif ve toksiktir. Yapay olarak elde edilen plütonyum, Dünya'da bilinen en toksik elementtir. 238U çekirdeğinin nötron yakalaması ile 239U elde edilir. 239U beta bozunması ile nükleer reaktör içerisinde 239Pu (239Np ile birlikte) elde edilir. Transuranyum serisi elementlerinin ikincisi, sun’i olarak yapılabilen radyoaktif bir element. Sembolü Pu, atom ağırlığı 244 ve atom numarası 94’tür. Plutonyum-238 izotopu; uranyum-235 izotopunun nötron bombardımanı ile, 1940 yılında, Kaliforniya Üniversitesinde Glenn T. Seabor ve çalışma arkadaşları tarafından elde edildi. Bu tarihten sonra plutonyum, nükleerreaktör ve silahlarda kullanılmaya başlanmıştır. Plutonyum gümüş görünümünde metal olup, 639,85 °C’de erir ve 3230 °C’de kaynar. Özgül ağırlığı 19,8 g/cm 3 tür. Plutonyum aktinitler serisine dahil olup, diğer aktinitler gibi toprakta nadir bulunur. Plutonyum; gümüş, alüminyum, berilyum, kobalt, demir, mangan ve nikelle alaşım meydana getirebilir. Birçok plutonyum bileşikleri yapılmıştır. İzotopları: Plutonyuma uranyum cevherleri içerisinde eser miktarda rastlanır. Bu bakımdan reaktör ve laboratuvarlarda kullanılabilmesi için sun’i olarak üretilmesi gerekir. Kütle numaraları 232’den 246’ya kadar değişen en az 15 izotopu yapılabilmektedir. Bunların içinde en önemlisi Pu-239 izotopudur. Nükleer reaktörlerde tabii uranyum-238 izotopu nötron bombardımanına tabi tutulursa uranyum-239 elde edilir. Bu izotopun iki defa ß ışıması yapması sonucu plutonyum-239 elde edilir. Pu-239 izotopunun yarılanma süresi 24.360 senedir ve alfa ışını yayarak uranyum 235 izotopu haline dönüşür. Diğer mühim izotoplarından Pu-238 yarılanma süresi 86,4 sene, Pu-244 ise 76 milyon sene olup, Alfa ışıması yaparak yarılanırlar. (Devamı...)


Pyotr İlyiç Çaykovski (Rusça: Пётр Ильич Чайкoвский, d. 7 Mayıs 1840; Votkinsk - ö. 6 Kasım 1893; Sankt-Peterburg), Romantik Dönem Rus klasik müzik bestecisidir. Senfoni, opera, bale, enstrümantal ve oda müziği ile şarkı gibi birçok tarzda eser vermiştir. Günümüz klasik müzik repertuvarında yer alan en popüler konser ve gösteri müziklerini yazmıştır. Bunların arasında Kuğu Gölü, Uyuyan Güzel, Fındıkkıran bale müzikleri, 1812 Uvertürü, ilk Piyano Konçertosu, son üç senfonisi ve Yevgeni Onegin opera müziği sayılabilir.

Çaykovski orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Müziğe karşı erken yaştan itibaren yatkınlık göstermesine rağmen devlet memuru olmak için eğitim almıştır. Ailesinin istememesine rağmen müzik alanında kariyer yapmayı seçerek 1862 yılında Sankt Petersburg Konservatuvarı'na girdi ve 1865 yılında buradan mezun oldu. Bu formel, batıya yönelik eğitim Çaykovski'yi döneminin Rus Beşleri olarak bilinen ve genç Rus bestecilerden oluşan ulusalcı akımından ayırmıştır. Her ne kadar önemli başarılara imzasını atmış olsa da duygusal anlamda kendini hiçbir zaman güvende hissetmemiş ve yaşamı boyunca kişisel krizlerle karşılaşmış ve dönem dönem depresyona girmiştir. Bunun etkenleri arasında bastırılmış eşcinselliği ve bunun açığa çıkma korkusu, kötü evlilik hayatı ve hiçbir zaman yüzünü görmediği,sadece maddi destek aldığı zengin bir dul olan Nadejda von Meck ile 13 yıl süren mektuplaşmasının sona ermesi sayılabilir. Özel hayatındaki hengâmeye rağmen ününü günden güne artırmış, Çar tarafından yaşam boyu maaşa bağlanmış ve dünya çapında konser salonlarında eserleri takdir görmüştür. 53 yaşında ani ölümüne kolera salgınının sebep olduğunu söylense de bazı kaynaklar bunun intihar olduğunu ileri sürmüştür. . (Devamı...)


7 Temmuz
Boeing 777 Uzun menzilli, geniş gövdeli, Çift koridorlu, çift motorlu yolcu uçağı. Boeing Ticari Uçaklar tarafından üretilmektedir. Dünyanın en büyük ve yaygın büyük çap tubofan motorlu, üç sınıfta 283 ve 368 arasında tek sınıf yapılandırmasında 550 yolcu taşıma olanağına sahip, 5235 ila 9380 deniz mili (9695 - 17.500 km)'ye kadar menzili vardır. 777'ye dışardan bakıldığında diğer uçaklardan ayırt edici özellikleri, yuvarlak gövde kesiti, bıçak-kuyruk konisi, altı tekerlekli ana iniş takımı.

Lansmanı 1995 yılında yapılan Boeing 777 serisi, 300 ila 400 koltuk kapasitesine sahip uçak segmentinde lider konumda bulunuyor. Ferah kabini, güvenilirliği ve yakıt verimliliğiyle dünyanın dört bir yanında havayolu şirketlerinin tercihi olan 777 serisi, 5 yolcu ve 1 kargo modelinden oluşuyor. Boeing 777'lerle orta-uzun menzilli uçak pazarının yüzde 70'ini elinde tutuyor. Tamamen bilgisayar ortamında tasarlanan ilk yolcu uçağı Boeing 777, pazarı çıktığı 1995'ten çok kısa bir süre sonra, çift koridorlu orta boy uçak sınıfının tartışılmaz lideri oldu. Boeing 777, havayollarının isteklerinin doğrultusunda tasarladı ve normalde opsiyonel olan 80 adet özelliği 777'nin standart konfigürasyona dahil ederek, uçağı müşterileri için son derece ekonomik bir hale getirdi. Dünyanın en büyük çift motorlu, çift koridorlu ticari jet uçağı olan Boeing 777'in 6 modeli bulunuyor: 777-200, 777-200ER, 777-200LR, 777-300 ve 777- 300ER. 777'ler ekonomi sınıfında 47, "Business Class"ta 50, "First Class" ta ise 53 cm genişliğindeki koltuklarıyla, sınıfının en rahat uçağı olma unvanına sahip. Kıtalar arası uçabilme tescilini alan ilk iki motorlu,çift koridorlu,üç-sınıf'ta 283-368 arasında,bir sınıfta 550 yolcu taşıyabilir. (Devamı...)


Lech Wałęsa (29 Eylül 1943, Popowo, Polonya), Polonya İşçi Partisi önderi ve 1990-95 arası Polonya Cumhurbaşkanı olmuştur. 1983 Nobel Barış Ödülü sahibidir. Polonya'da sosyalist dönemin ilk bağımsız işçi örgütü Dayanışma Sendikası'na (Solidarność) başkanlık etmiş, çok partili düzene geçişte önemli rol oynamıştır.

Bir marangozun oğluydu. Yalnızca ilköğrenim ve mesleki eğitim gördü. 1961'de bir tarım makineleri işletmesinde elektrikçi olarak çalışmaya başladı. 1967'de Gdańsk'taki Lenin Tersaneleri'ne girdi. 1970'te Gdańsk'ta sokağa dökülen göstericilerin üzerine polisin ateş açmasıyla yaşanan kanlı olayların ardından bağımsız sendikalar kurmaya yönelik mücadeleye katıldı. Tersanedeki resmî sendikanın temsilciliğini yaptığı 1976'da işçilerin şikayetlerini içeren bir liste hazırlayarak yönetime sunması işten atılmasına yol açtı. Daha sonra elektrik makineleri üreten bir fabrikada çalışmaya başladı. Ocak 1979'da bir gösteriye katıldığı için bu işinden de çıkarıldı. Gıda maddeleri fiyatlarındaki artışı ve kendisiyle birlikte iki işçi önderinin işten atılmasını protesto etmek için 14 Ağustos 1980'de Lenin Tersaneleri'nde başlayan gösteriler sırasında, 17 bin işçiye greve çıkma çağrısında bulundu. Ardından yönetimle görüşmeleri yürüten grev komitesinin başkanlığına seçildi. Üç gün sonra grevcilerin talepleri kabul edildiyse de, Gdańsk'taki öteki işyerlerinde çalışan grevcilerin isteğine uyarak, dayanışma amacıyla grevi sürdürme kararını aldı. Gdańsk-Sopot-Gdynia bölgesindeki işletmeleri temsil etmek üzere Fabrikalararası Grev Komitesi'nin oluşturulmasına öncülük etti. Bunu izleyen genel grev sırasında, Başbakan Birinci Yardımcısı Mieczysław Jagielski ile resmi görüşmeleri yürüttü. Görüşmeler 31 Ağustos'ta, işçilere bağımsız ve özgür sendika kurma hakkını tanıyan bir antlaşmayla sonuçlandı. Siyasi ve dinsel özgürlüklerin sınırlarının genişletilmesi ve ücretlerin artırılması konusunda da güvenceler getiren anlaşmanın imzalanmasından sonra Fabrikalararası Grev Komitesi, Dayanışma (Solidarność) adıyla bağımsız bir sendikaya dönüştü. (Devamı...)


8 Temmuz
Zeplin bir tür hava gemisi olup, ulaşım aracı olarak kullanılan itme kuvvetiyle yol almalarını sağlayan motorları ve havada yönlenmesini sağlayan dümenleri olan puro biçiminde ve altında yolcu kabini bulunan güdümlü balonların genel adıdır. Omurgalı güdümlü balonların en başarılı yapımcısı olan Kont Ferdinand von Zeppelin adlı Alman güdümlü balonların isim babasıdır. İlk zamanlar hidrojen ile dolu olmasına karşın 1937'de Hindenburg faciası üzerine hidrojen yerine helyum kullanılmaya başlanmıştır.

Başarılı olmuş ilk uçuş Fransız mühendis Henri Giffard tarafından 24 Kasım 1852 yılında gerçekleştirilmiştir. Giffard 160 kg ağırlığındaki ve 3 BG’ndeki buhar makinasını 43 metre uzunluğunda ve 12 metre çapındaki, hidrojenle dolu bir torbanın altına takarak Paris’ten havalanıp 30 km uzaklıktaki Trappes’e uçarak gerçekleştirilmiştir. İlk zeplin 128 metre uzunluğunda ve 11 metre çapındaydı. Alüminyumdan oluşan iskeleti, pamuklu bir bezle kaplıydı. İskeletin içinde hidrojen taşıyan gaz baloncukları vardı. 2 Temmuz 1900’de havalandırılan zeplin, 400 metre yükseklikten uçarak 6 kilometrelik bir yolu 17 dakika 30 saniyede aldı. Bu ilk zeplinin başarısı üzerine yenileri de üretildi. Özellikle Alman Savaş Bakanlığı zeplin üretimini destekledi. I. Dünya Savaşı sırasında Paris ve Londra zeplinlerle bombalandı. 1927 sonbaharında L-59 adını taşıyan bir zeplin havada 96 saat kalarak 7.000 km yol aldı. 1928'de Dr. Eckener tarafından yönetilen Graf Zeplin Atlas Okyanusu'nu aştı. Graf Zeplin ve yerine geçen Hindenburg, uzun yıllar yük ve yolcu taşımada kullanıldı. Zeplinler, II. Dünya Savaşı öncesine dek 52.000 kişiyi Atlas Okyanusu'nun iki kıyısı arasında taşıdıktan sonra, yeni yolcu uçaklarının geliştirilmesi ve kaza ve kayıp olaylarının çoğalması nedeniyle 1950’lere gelmeden üretimden kaldırıldı. Günümüzde sadece ABD’de reklam amaçlı olarak kısıtlı sayıda üretilmektedirler. (Devamı...)


Serhat ya da tam adıyla Ahmet Serhat Hacıpaşalıoğlu (d. 24 Ekim 1964, İstanbul) Türk şarkıcı, yapımcı ve sunucu.

İstanbul'da doğup büyüyen Serhat, 1994 yılında End Productions adlı şirketi kurarak yapımcılık kariyerine başladı. Aynı yıl, TRT'de yayınlanan ve Amerikan bilgi yarışması Jeopardy!'nin Türkiye uyarlaması olan Riziko!'nun yapımcılığını ve sunuculuğunu yapmaya başladı. 1997'de, "Rüya-Ben Bir Daha" adlı ilk single'ını yayınlayarak müzik kariyerine başladı. Diğer sunuculuk ve yapımcılık çalışmalarının yanı sıra müzik kariyerine devam etti ve 2004'te "Total Disguise" (Viktor Lazlo ile düet), 2006'da "Chocolate Flavour", 2008'de "I Was So Lonely", "No No Never (Moscow-Istanbul)" ve "Ya + Ti" ("Total Disguise"ın Rusça sürümü, her üçü de Tamara Gverdtsiteli ile düet), 2014'te ise "Je M'Adore" piyasaya sürüldü. Serhat, Stockholm'de gerçekleştirilecek 2016 Eurovision Şarkı Yarışması'nda San Marino'yu "I Didn't Know" adlı şarkıyla temsil edecektir. Serhat, 24 Ekim 1964 tarihinde İstanbul'da doğdu.Babası İsmail Hakkı, aynı zamanda Serhat'ın annesinin de doğum yeri olan Trabzon doğumlu bir deniz subayıydı. İlkokulu Üsküdar'ın İcadiye semtinde tamamladıktan sonra Beyoğlu'ndaki İstanbul Özel Alman Lisesi'nde öğrenim gördü. 1988'de, İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nden mezun oldu. 1990 yılında Burdur'da, iki aylık zorunlu askerlik görevini gerçekleştirdi. (Devamı...)


9 Temmuz
Tel Aviv (İbraniceתֵּל־אָבִיב-יָפוֹ, Arapçaتل أبيب, Tal ʼAbīb), veya sıklıkla kullanılan adıyla Tel Aviv, 391.300 kadarlık nüfusuyla İsrail'de bulunan ikinci büyük kenttir. Kent, İsrail'in Akdeniz kıyılarında bulunur. Yüzölçümü yaklaşık 51,8 km² kadar olan şehir, ayrıca üç milyonluk Guş Dan metropolündeki en kalabalık ve en geniş kenttir. Kentin yönetimini Tel Aviv-Yafa belediyesi üstlenmekte olup, kentin şu anki belediye başkanı Ron Huldai'dir.

Tel Aviv, 1909 yılında liman kenti Yafa'nın (İbranice: יָפוֹ, Yafo; Arapça: يافا, Yaffa) bitiminde kuruldu. Zamanla büyüyen Tel Aviv, Yafa'dan ayrılmaya başladı. Bu dönemde bölgede özellikle Araplar yaşamaktaydı. İsrail'in bağımsızlığından iki yıl sonraki 1950 yılına gelindiğinde Tel Aviv ve Yafa, aynı belediyeye bağlandı. 2003 yılında ise kentteki Beyaz Kent, UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine alındı. Tel Aviv’de yasayanlara Tel Avivim denir. Tel Aviv küresel bir kenttir. İsrail'in ekonomik olarak merkezi olan kent ayrıca İsrail Borsası'na da ev sahibidir. Ayrıca şehirde birçok şirket ve araştırma merkezleri bulunur. Bunların dışında turistik bir kent olan Tel Aviv'de onlarca plaj, bar, kafe ve market yer alır. Kentin lakabı, sürekli akan trafiği ve sürekli açık olan mağazaları nedeniyle "uyumayan Akdeniz şehri" olarak anılır. Bir finans, sanat ve iş merkezi olan Tel Aviv, Orta Doğu'nun en büyük ikinci kent ekonomisine sahiptir. Öyle ki, dünya küresel kentler sıralamasında birçok kenti geride bırakarak kırk ikinci sıraya yerleşmiş durumdadır. Yine bölgedeki en pahalı kent olan Tel Aviv, tüm dünyadaki on dördüncü pahalı bölgedir. New York'ta yaşayan gazeteci David Kaufman, şehri Akdeniz'in yeni başkenti olarak tanımladı. (Devamı...)


Juan Perón ya da tam adıyla Juan Domingo Perón (d. 8 Ekim 1895, Lobos, Buenos Aires eyaleti – 1 Temmuz 1974, Olivos, Arjantin) Arjantinli asker ve siyasetçi. Peronist hareketin kurucusu ve önderi olan Peron, 1946-55 ve 1973-74 arasında başkanlık yapmıştır.

Çoğu Arjantinli gibi, Fransız ve İtalyan ataları olan bir Kreoldu. Buenos Aires eyaleti Pampalarındaki bir kasabada dünyaya geldi. On altı yaşındayken askeri okula girdi, 1913'te yedek subay oldu. 1930'ların sonunda İtalya'da askeri ataşe olarak görev yaptı. Bu sırada Faşistlerle Nazilerin siyasi yükselişlerini yakından izledi. Tarih ve siyaset felsefesine ilgi duyan Perón'un bu konularda yayımlanmış çalışmaları vardır. 1941'de albay oldu, 1943'te muhafazakar Ramón Castillo yönetimine son veren darbenin amiral gemisi Birleşik Subaylar Grubu (GOU) içinde yer aldı. İzleyen üç yıl içinde yönetime gelen askeri hükümetlerde çalışme ve sosyal güvenlik bakanlığı gibi küçük bir görev üstlenmesine karşın, bu görevi sırasında sendikaların desteğini elde ederek yönetim içinde etkisini artırmaya başladı. 1944'te Edelmiro Julián Farrell'in savaş bakanlığını üstlendi, hemen ardından başkan yardımcısı oldu. Ekim 1945 başlarında anayasal yönetim yanlısı sivil ve subayların düzenlediği bir darbeyle bütün görevlerinden uzaklaştırılarak tutuklandı. Ama metresi Eva Duarte'yle sendikalardaki destekçilerinin girişimleri sonucu Buenos Aires'te büyük bir grev dalgası başladı ve Perón 17 Ekim 1945'te serbest bırakıldı. Aynı gece düzenlenen bir mitingde gelecek seçimlerde başkanlığa adaylığını koyacağını açıkladı. Birkaç gün sonra da Eva Duarte'yle evlendi. (Devamı...)


10 Temmuz
Akordeon akordiyon ya da akordion, bir körüğü harekete geçirmekle yaratılan hava akımının etkilediği serbest metal dillerinin titreşmesiyle ses çıkaran havalı çalgıdır.

Bir ya da iki kılavuz ile bir körükten oluşan akordiyonda, serbest metal dillerin titreşmesi, klavyenin tuşlarına basmakla sağlanır. Akordeon'un ilkel şeklinin 1822'de Berlin'de Christian Friedrich Ludwig Buschmann tarafından icat edildiğine inanılır. Ama yakın zamanda akordeon olarak adlandırılabilecek bir enstrümanın 1816'da veya daha önceki bir tarihte Nürnbergli Friedrich Lohner tarafından kullanıldığı saptanmıştır. Akordeon ismine ilk patent ise 1839'da, Viyanalı org ve piyano yapımcısı Cyrillus Demian tarafından günümüzdeki akerdeona çok da benzemeyen tek klavyeli küçük bir çalgı alındı. Kısa sürede, birçok firma bu yenin çalgının üretimine girişti. "Diyatonik akordeon" denilen ve diyezli ya da bemollü sesleri veremeyen bu çalgı, köylere kadar yayıldı. 1880'de,iki klavyeli kromatik akordeon gerçekleştirildi. Diyezli ve bemollü sesleri de verebilen bu yeni akordeon, kısa sürede çok tutundu. 1940'ta daha da gelişti ve konser akordeon adını aldı. George Auric ve Jean Françaix gibi besteciler bu çalgı için birçok parça besteledi. (Devamı...)


Carl Orff (d. 10 Temmuz 1895 Münih, Almanya - ö. 29 Mart 1982 Münih) Carmina Burana isimli sahne kantatının yaratıcısı olan Alman besteci. Orff çocuklara müzik öğretmek için özel bir eğitim yöntemi geliştirmiştir.

Subay kökenli, soylu bir aileden gelen Orff 10 Temmuz 1895 günü Münih'te doğdu. Annesi yetenekli bir piyanistti. Carl, müzik sevgisini annesinden almıştı ve küçük yaştan başlayarak tiyatroya da düşkündü. Henüz çocukken evde oluşturduğu kukla tiyatrosu için oyunlar yazan ve besteler yapan Carl, 17 yaşına geldiğinde bir opera ve pek çok şarkı bestelemişti. Münih Müzik Akademisi’ne girdiyse de, kısa sürede akademik müzik çalışmalarından sıkıldı. Sahne müziğine olan ilgisinden ötürü ortaçağ ve Rönesans döneminin ilk sahne müziği yapıtlarını inceledi. Bu çalışmaları 1935’te Carmina Burana’yı yaratması için Orff'a esin verdi. 1803’te Münih yakınlarında bir manastırın kütüphanesinde bulunan 200 kadar şarkı ve şiir Carmina Burana’ya kaynaklık etmiştir. Carmina Burana, çoğu oldukça açık saçık Latince metinlere dayanan bir üçlemenin ilk yapıtıdır. Trionfi (Zaferler) diye adlandırılan bu üçlemenin diğer yapıtları Catulli Carmina ve Trionfo di Afrodite’dir. Yapıtın ilk gösterimi 1937’de gerçekleşti ve Orff’a büyük ün getirdi. Orff, 1924’te dans öğretmeni Dorothee Günther ile genç kızların müzik eğitimi için Münih’te bir okul kurmuştu. Bu okulda çocuklar için müzik eğitimine yönelik araştırmalar yaptı. Okul, 1944’te Naziler tarafından kapatıldı. 4 yıl sonra Orff’un bazı dans müziği kayıtlarının rastlantı olarak yayınlanması, geliştirdiği yöntemlerin Almanya’da yayılmasını sağladı ve çocuklar için müzik yayını yapan radyo programları başladı. Orff, çocuklardaki doğal müzik yeteneklerinin basit vurmalı ve yaylı çalgılar yoluyla geliştirilebileceğini düşünüyordu. Geliştirdiği teknikler şimdi pek çok ülkede kullanılmaktadır. (Devamı...)


11 Temmuz
Vitruvius Adamı (ya da Vitruvian Adam), ünlü ressam Leonardo da Vinci'nin günlüklerinin birinde bulunan, aldığı notların yanında çizdiği bir eskizdir. 1492 yılında yapıldığı düşünülmektedir. Antik Romalı ünlü mimar ve yazar Marcus Vitruvius Pollio'nun (MÖ.80-15) "De Architectura" adlı eserinde açıkladığı oranlardan esinlenerek yapıldığından, "Vitruvius Adamı" olarak anılır.

Resim, iç içe geçmiş bir daire ve bir karenin ortasına çizilmiş, uzuvları açık ve kapalı pozisyonda üst üste geçen bir çıplak erkeği betimler. Bu çizim ve yanındaki notlar sıkça "Oranların Kanunu" ya da daha az sık olarak "İnsanın oranları" olarak anılır. Venedik'te bulunan Gallerie dell'Accademia'da sergilenmektedir. Leonardo da Vinci'nin Vitruvius Adamı, Rönesans döneminde yapılmış örnek bir bilim ve sanat eseri olma özelliğini taşır. Leonardo'nun oranlara duyduğu ilgi ve merakın bir kanıtıdır. Bunun yanında resim, Leonardo'nun insan ve doğayı birbiri ile ilgilendirme-bütünleştirme çalışması için de bir dönüm noktasıdır. Britannica Ansiklopedisi'ne göre Leonardo "insan vücudunun evrenin işleyişinin bir analojisi olduğunu" düşünüyordu. Bununla birlikte Leonardo'nun maddesel varlığı kare, ruhsal varlığı ise daire ile sembolize ettiği ve insanoğlunun iki yönünü çizimde bu şekilde ifade ettiği sanılmaktadır. (Devamı...)


Yevgeniy Ustyugov ya da tam adıyla Yevgeniy Romanoviç Ustyugov (Rusça: Евгений Романович Устюгов; d. 4 Haziran 1985, Krasnoyarsk), Rus biatlet.

Vancouver 2010 Kış Olimpiyatları erkekler 15 km toplu çıkış kategorisinde altın madalya kazanmıştır. 2010 oyunları öncesinde en iyi Dünya Şampiyonası derecesi bireysel etkinliklerde kazandığı 20.liktir. Ustyugov uluslararası yarışmalara 2005 yılında Dünya Gençler Şampiyonası ile başladı, 2006 yılındaki şampiyonada bireysel ve takip etkinliklerinde birincilik kazanmıştır. Daha sonra yetişkin seviye uluslararası yarışmalara katılmaya başlamıştır. 2008/2009 sezonu boyunca dünya kupasında en iyi on derecesini elde etmiş, bir sonraki sezon ise dünya kupası yarışlarında ilk birinciliğine Aralık 2009 tarihinde Pokljuka ve Oberhof'taki organizasyonda ulaşmıştır. 2009 yılında kendi takımı, takım etkinliklerinde en iyi on arasında olmasına rağmen 2010 oyunları öncesinde bireysel etkinliklerde en iyi Dünya Şampiyonası derecesi kazandığı 20.liktir. 2010 Kış Olimpiyatları'nda erkekler 15 km toplu çıkış etkinliklerinde Olimpiyat şampiyonu olmuştur. Ustyugov ilk atış mesafesinden sonra 13. sırada iken parkur boyunca yükselişine devam etmiş ve yarışın son bölümünde liderliği ele geçirmiştir. En yakın rakipleri Fransız Martin Fourcade ve Slovak Pavol Hurajt'ı atış bölümündeki başarılı performansı sayesinde 10 saniyeden fazla farkla geride bırakmıştır. Yarışı kazanması Norveçli Ole Einar Bjørndalen'in 12. Olimpiyat madalyası umutlarını tüketmiştir ve Ustyugov 1994 Kış Olimpiyatları'ndan bu yana biatlon'da Olimpiyat altın madalyası kazanan ilk Rus erkek sporcu olmuştur. Ustyugov doğum yeri Krasnoyarsk'ta bulunan Devlet Teknoloji Üniversitesi'nden (Siberian State Technological University) çevre mühendisliği diplomasına sahiptir. (Devamı...)


12 Temmuz
Lockheed SR-71 Blackbird gelişmiş, uzun mesafe, stratejik Mach 3+ keşif (casus) uçağıdır. En hızlı jet uçaktır.

1966 yılında üretilmiştir.Uçağın adı aslında RS-71'di; ancak dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Johnson'un uçağın geliştirme aşamasında uçağın adını yanlış telaffuz etmesi sonucu SR-71 olarak adlandırılmaya başlandı. YF-12A'dan geliştirilmiş olup, iki kişilik mürettebatı vardır. Clarence "Kelly" Johnson tafarından tasarlanmıştır. Radara görünmesine rağmen, çok hızlı olması en büyük özelliğidir. 1995 yılında kullanımdan kaldırılmıştır. Ayrıca bu uçakta radar yansımalarını önleyen siyah rengi ve görevi (gizli bilgiler toplamak) yüzünden "Blackbird (Karakuş) " adı verilmiştir. Uzun mesafelerde en iyi avcı uçaklarından daha hızlıdır (Mach 3 = Saatte 2.500 mil veya 3.500 km den fazla) ve saldırıdan korunacak bir irtifada (25.000 m - 95 bin feet ) uçabilir. Algılama cihazlarıyla ve hava-havaya veya karadan-havaya füzeleri şaşırtacak sistemlerle doludur. Kızılötesi kameralar , sıcaklık algılayıcıları ve üzerinde uçulan arazinin görüntülerini anında aktarmaya yarayan vericilerle donatılmıştır. Blackbird'ün algılayıcıları saatte 155.000 km den fazla bir alanı taramaya imkân verir. SR 71'ler soğuk savaş sırasında Rusyanın gizli birliklerini bulabilme nokta hedef tarifi sağlayan bir gizlilik projesidir. Bu çok önemli program 1990 Sovyet Birliğinin parçalanmasında büyük rol oynadığı bu buna benzer Amerikanın keşif uçakları ve ELF verici istasyonları buna benzer casusluk timlerinin bütünüdür. 1990'da yapılan testlerde, SR-71 lerin saatte 5682 km den fazla hız yapması durumunda, dış sıcaklığı 1500 F' a (yaklaşık 815 santigrat derece) ulaştığı halde uçağın hareket kabiliyetinde bir değişme olmadığı görülmüştür.SR 71 savaş uçağı temel olarak A-12 esas alınarak tasarlanmış ve modernize edilmiştir.Bu savaş uçağının rus hava kuvvetlerindeki karşılığı Tu-22 BLINDER (TUPOLEV) savaş uçağıdır. (Devamı...)


John James Audubon (26 Nisan 1785 - 27 Ocak 1851) Amerikalı ornitolog, doğa bilimci, avcı, ve ressam. Kuzey Amerika'nın kuşlarını incelemiş, kataloglamış ve resimlerini yapmıştır. Haiti, Les Cayes'da doğan ressam bir süre Liverpool, İngiltere'de yaşamış ama sonra tekrar ABD'ye dönmüştür. Mezarının nerede olduğu bilinmemektedir. Audubon'un yaptığı kuş resimleri daha önce yapılanlara hiç benzemez. Çünkü bu bilgin sanatçı resimlerini müzelerdeki doldurulmuş örneklere değil, canlı ya da yeni öldürülmüş kuşlara bakarak yapmıştır. Üstelik bu hayvanları doğal hareketleriyle resimlemesi, çevrelerine bitkileri ve başka canlıları da eklemesi tablolarına daha canlı ve gerçekçi bir hava katmıştır.

Bir Fransiz deniz subayının oğlu olan Audubon, dokuz yaşındayken Fransa'ya gittiğinde, matematik ve coğrafya eğitimi görüp babası gibi kaptan olması için okula gönderildi. Ama bütün zamanını doğadan örnekler toplayıp, kuşları ve hayvanları gözleyerek geçirdiğinden iyi bir öğrenci olamadı. 17 yaşındayken babası onu Philadelphia yakınlarındaki arazilerini yönetmesi için ABD'ya gönderdi. Bu ülkede, daha önce görmediği yeni kuşlar ve hayvanlarla karşılaşan Audubon koleksiyon ve resim yapmayı sürdürdü. Önce New York, sonra Kentucky'de bir iş kurarak geçimini sağlamaya çalıştıysa da, örnekler toplayıp resim yapmak bütün zamanını aldığından başarılı olamadı. 1826'ya kadar gerçek boyutlarında yüzlerce kuş tablosu yapmıştı. Bunları yayımlatmak üzere Londra'ya gitti ve Birds of America ("Amerika'nın Kuşları") adlı kitabı için 200 abone buldu. Her sayfası 1 metre boyunda ve 60 cm eininde olduğu için "fil albümü" diye anılan bu kitapta, toplam 435 sayfada 1055 kuşun gerçek boyutlardaki resmini derlemişti. Sayfalar oymabaskı tekniğiyle basılmış ve elle boyanmıştı. Bugün yalnız büyük kütüphanelerde ve müzelerde bulunan bu dört ciltlik albüm çok değerlidir. (Devamı...)


13 Temmuz
Şimşek ve yıldırım bir bulutun tabanı ile yer arasında, iki bulut arasında veya bir bulut içinde elektrik boşalırken oluşan kırık çizgi biçimindeki geçici ışık. Yıldırım, gök gürültüsü ve şimşekten oluşan, gökyüzü ile yeryüzü arasındaki elektrik boşalmasıdır.

Şimşek, bir bulut kümesi aşırı miktarda + veya - elektrik yükü ile yüklendiğinde meydana gelen, gözle görülür elektrik boşalmasıdır. Elektrik yükünün hava direncini kıracak kadar çok olması gerekir. Şimşek daha çok kümülonimbüs bulutlarında görülür ancak stratiform (ufki şekilde yayılan katmanlı) bulutlarda da rastlanır. Kar fırtınalarında, kum fırtınalarında ve hatta volkanlardan çıkan gaz ve toz bulutlarında da şimşeklere rastlanır. Bir oraj esnasında şimşekler; bulutlar arasında, bulutla hava arasında ve bulutla yer arasında gerçekleşebilir. Dünya genelinde saniyede 50 ila 100 şimşek çakar. Yıldırım, bulut ile yer arasında oluşan, en tehlikeli şimşek türüdür. Çoğu çakma yeryüzüne negatif yük dağıtır ancak bir kısmı yeryüzüne pozitif yük taşır. Bu pozitif çakmalar sıklıkla bir orajın dağılma aşamasında oluşur. Pozitif çakmalar aynı zamanda kış ayları boyunca düşen toplam yıldırımların yüksek bir yüzdesini oluşturur. Bulut ve yer arasındaki elektrik potansiyeli farkı 10 ila 100 milyon volttur ve yıldırımın dönüş darbesinin akımı yaklaşık 30.000 ampere, sıcaklığı 30.000 °C'ye ulaşır. Yıldırımın oluşması çok hızlı bir şekilde gerçekleşir. Öncül darbe buluttan yere yaklaşık 30 milisaniyede ulaşır ve yerden bulutun merkezine yaklaşık 100 milisaniyede döner. (Devamı...)


Sergey Rahmaninov ya da tam adıyla Sergei Vasilievich Rachmaninoff (Rusça: Сергей Васильевич Рахманинов; d. 1 Nisan 1873 - ö. 28 Mart 1943), Rus besteci, orkestra şefi, piyanist.

20. yüzyılın en büyük piyanist ve bestecilerinden birisidir. Rus romantizminin son büyük bestecisi unvanını taşır. Ülkesindeki Ekim Devrimi'nden sonra ABD'ye yerleşmiş ve ABD vatandaşı olmuştur. Sergei Rahmaninov Rusya'nın kuzeybatısında Novgorod şehri yakınlarındaki Semyonovo’da Tatar[1] kökenli aristokrat bir ailenin beşinci çocuğu olarak 1 Nisan 1873'te doğmuştur. Ordudan emekli bir subay olan babası ve bir generalin kızı olan annesi amatör olarak müzikle uğraşmışlardır. Oğullarını da bu yönde yetiştirmişlerdir. Rahmaninov ailesinin maddi durumundaki kötüleşme, Sankt-Peterburg’a yerleşmelerini gerektirmiştir. Bu nedenle Sergei Rahmaninov konservatuara bu şehirde devam etmiştir. Ancak St. Petersburg'daki difteri salgınında kızkardeşi Sofiya’nın ölmesinden sonra anne ve babası ayrılan Rahmaninov, bu olaya tepkisini okuldaki tüm derslerinden kalarak göstermiştir. Bunun üzerine Moskova’ya gönderilen ve sert bir öğretmen olan Nikolay Zverev’in evine yerleştirilen Rahmaninov, bu evde diğer öğrenciler ile birlikte yoğun bir tempoda çalışmıştır. Burada Zverev’in müzisyen arkadaşları ile tanışma fırsatı bulmuştur. Yine burada Çaykovski ile tanışması ve öğütler alması ona yeni ufuklar açmıştır. Aşırı disiplinden hoşlanmadığı için Zverev ile geçinemeyen Rahmaninov, beste yapabilmek için kendisine özel bir oda istediği için evden kovulmuştur. Sonrasında Moskova yakınlarındaki bir akrabalarının yanına taşınarak daha rahat bir ortama kavuşan Rahmaninov, çalışmalarına Franz Liszt’in öğrencilerinden olan kuzeni Siloti ile burada devam etmiştir. Rahmaninov, 19 yaşında iken yazdığı Do diyez minör prelüd ile dikkatleri üstüne çekmiştir. Bu eser, piyano edebiyatının en çok çalınan eserlerinden birisi olarak anılmaktadır. Mezuniyet projesi olarak Puşkin’in Çingeneler Şiiri üzerine bestelediği tek sahnelik operası olan Aleko 'yu yazan Rachmaninov, böylece büyük altın madalyayı kazanarak okuldan mezun olduğu gibi yayıncı Gutheil ile de bir sözleşme yapmıştır. (Devamı...)


14 Temmuz
Sahra Çölü ya da Büyük Sahra Çölü, dünyanın en büyük sıcak çölü olup, Afrika'nın kuzeyinde, kıtanın ortası ile kuzeyini ayıran 9.000.000 km² büyüklüğünde dev bir çöldür. En büyük soğuk çöl ise Antarktika'dır. Sahra sözcüğü Arapçadaki "sahara" sözcüğünden gelme olup "büyü" anlamındadır.

2,5 milyon yaşındadır. Yüzölçümü büyüklüğü Amerika Birleşik Devletleri'ni kaplayacak kadardır. Atlas Okyanusu kıyılarından Kızıldeniz kıyılarına kadar uzanır. Erg adı da verilen kum çölü, genel kanının tersine bütün çölün yalnızca beşte birini kaplar. Onun dışında kalan yerler kaya ve molozlardan oluşur. Sahra'da Tibesti ve Ahaggar gibi, yükseklikleri 3.265 m'yi bulan dağlar da vardır. Buraları görece daha çok yağış alan ve göçebelerin yazın konaklamalarına elverişli yerlerdir. Buna karşılık Sahra'nın bazı yerlerine arka arkaya 10 yıl yağmur düşmediği olur. Yağışlar, mineralleri yıkayıp götürmediği ve bitkiler onları tüketmemiş olduğu için, çölün zemini mineral besinler açısından çok zengindir. Bunun için, uzun süreli kuraklığı atlatmayı beceren tohum taneleri kısa ve güçlü sağanaklar biçiminde yağan ilk yağmurlarda hemen kök salıp çiçek açar ve birkaç gün içinde olgunlaşır. Mineral bakımında zengin bu tabaka rüzgarlarla dünyanın dört bir yanına dağılarak buradaki toprakları da zenginleştirir. Örneğin aslında toprağı mineral bakımında çok fakir olan Amazon bölgesi bu mineral takviyesi ile bitkiler için gerekli besini sağlar.Sahra çölünün batı kıyılarının iklimi iç kesimlerinden farklıdır.Bu sahalar nemli tropikal hava kütlesinin etkisi altındadır.Sahra çölünün batı kıyısının yıllık sıcaklık ortalaması 18 °C olup iç kesimlerden 5 °C daha düşüktür. Yine bu sahalarda karalardan denize doğru esen rüzgarlar ile üstte bulunan su kütlesi akıntılarla uzaklaşır ve altta bulunan soğuk su yüzeye çıkar.Ekvatora doğru yönelen bu soğuk su akımına humbolt ve benguela soğuk su akıntısı denir.İşte bu soğuk su akıntısı bir taraftan söz konusu bölgelerde sislerin oluşumunu sağlarken diğer taraftan havanın serinlemesine yardımcı olur. Sahra Çölü'nde ilk kez 18 Şubat 1979 tarihinde kar yağmıştır. (Devamı...)


Auguste ve Louis Lumière (19 Ekim 1862, Besançon, Fransa – 10 Nisan 1954, Lyon) ile Louis Jean (5 Ekim 1864, Besançon, Fransa – 6 Haziran 1948, Bandol), ilk film yapımcıları arasındadırlar. (Lumière, Fransızca "ışık" anlamındadır.)

Lumière kardeşler ilk özel sinema sunumlarını ise 22 Mart 1895 tarihinde, halka açık olan ve izleyiciden ücret alınan ilk gösterimlerini Paris'te Salon Indian Du Grand Café'de 28 Aralık 1895 tarihinde gerçekleştirmişlerdir.(Bu gösteriye Louis Lumière tarafından öykülü film ve bilimkurgu filmin atası sayılan Georges Melies de davet edilmiştir.) Tarihe geçen bu genel sunum, Lumière kardeşlerin ilk filmi olan Sortie des Usines Lumière à Lyon (Lumière Fabrikasından Çıkan Işçiler) ve bir trenin istasyona yaklaşmasını kesit alan (bu tren filmi izleyenleri o kadar etkiledi ki izleyiciler yerlerinden kalkıp salondan dışarı cıkmak istediler) filmin de aralarında bulunduğu on kısa metrajlı filmden oluşuyordu. Her film 17 metre uzunluğundaydı ve yansıtıcı ile çevrildiklerinde 46 saniye sürüyorlardı. Lumière kardeşlerin, ilk filmlerini, gösterim yılıyla aynı olan 1895'te, Léon Bouly'nin bir yıl önce patenti alınan sinematograf cihazı ile kaydettikleri düşünülmektedir. Daha sonra Lumière kardeşler tarafından da geliştirilen sinematograf, filmlerin kaydedilebildiği, düzenlenebildiği ve yansıtılabildiği bir cihazdı. Bioskop'un mucitleri Max ve Emile Skladanowsky, bir ay önce (1 Kasım 1895) para ödeyen bir topluluğa hareketli görüntü sunumu yaptıkları halde, sinema tarihçileri Lumière kardeşlerin Grand Café'deki sunumlarını sinemanın gerçek doğuşu olarak kabul ederler. Çünkü Skladanowsky kardeşlerin çift sistemli film yansıtıcıları oldukça kullanışsızdır ve yerini kısa sürede sinematografa bırakmıştır.Ve sinematograf icat etmişlerdir. (Devamı...)


15 Temmuz
Pi Günü ünlü matematik sabiti pi sayısı anısına özel kabul edilmiştir ve her yıl 14 Mart'ta kutlanmaktadır. Bunun sebebi ise Amerikan tarih formatında bu günün 3/14 olarak geçmesi ve bunun pi sayısının en yaygın kullanımını anımsatmasıdır.

Pi sayısı için en yaygın yaklaşım 3,14'tür. Gerçek değeri ise 3,141592653589793238462643383... şeklinde devam etmektedir. Çemberin çevresinin ve alanın hesaplanması başta olmak üzere matematik, geometri ve fizik gibi bilimlerde büyük bir öneme sahiptir.

Pi Günü'nün bilinen ilk resmi ya da büyük ölçekli kutlanması Larry Shaw ve diğer çalışanlar ile birlikte tarafından 1988'de, Shaw'ın fizikçi olarak çalıştığı, San Francisco Exploratorium'da gerçekleşmiştir.

12 Mart 2009'da ABD Temsilciler Meclisi, 14 Mart 2009 tarihini Ulusal Pi Günü ilan etti. 2010 Pi Günü için Google, "Google" sözcüğünü çemberler ve pi sembolü içeren çizimlerle şekillendirerek ana sayfasında yayınladı. Devamı...


Eduard Zuckmayer (d. 3 Ağustos 1890, Nackenheim (Hessen) - ö. 2 Temmuz 1972, Ankara) Alman besteci, müzik eğitmeni.

1925 yılına kadar konser piyanistliği ve orkestra şefliği alanlarında, sanat dünyasında adından en çok söz edilenler arasındaydı. Ününün zirvesindeyken konserlere son verip Kuzey Denizi'ndeki bir adada kurulan okulda öğretmenlik ve sanat danışmanlığını kabul etti. Nazilerin iktidara gelmesi üzerine okulu kapattı ve 1936'da Türkiye Millî Eğitim Bakanlığı’ndan gelen teklif üzerine ömrünün sonuna kadar yaşayacağı Türkiye'ye gitti.

1938-1970 yılları arasında o dönemde ülkede müzik öğretmeni yetiştiren tek kurum olan Gazi Eğitim Enstitüsü'nün yöneticiliğini yapmış; Türkiye’de müzik eğitiminin çağdaş kimlik kazanmasında ve müzik eğitimcisi yetiştirme sisteminin bu doğrultuda şekillenmesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Devamı...


16 Temmuz
Maserati MC12 İtalyan araba üreticisi Maserati tarafından FIA GT Şampiyonası'nda mücadele edecek bir yarış varyantına imkan vermek için iki kişilik spor araba olarak sınırlı sayıda üretilmiştir. 2004 yılında üretime girdi ve 25 tane üretildi. 2005 yılında 25 tane daha üretilerek her biri daha üretilmeden 600,000 Euro'ya satılan toplamda 50 tane araba çıkmış oldu.

Maserati, Enzo Ferrari şasisi üzerine tasarlanarak kurulmuştur fakat nihai araba daha büyükçe ve daha az sürükleme katsayısına sahiptir. MC12, Enzo Ferrari'den daha uzun, daha geniş ve daha yüksektir. Aynı zamanda, daha sivri bir buruna ve yumuşak eğrilere sahiptir. Enzo Ferrari ise daha iyi bir frenleme performansına (daha kısa fren mesafesi) ve daha fazla azami hıza sahiptir. Maserati MC12'nin azami hızı saatte 330 kilometreyken (205 mph), Enzo Ferrari'nin azami hızı saatte 350 kilometredir (217.5 mph). MC12'nin geliştirilmesi, Maserati'nin 37 yıl sonra yarışlara geri dönmesinin işaretidir. FIA GT'ye katılmak için yarış arabalarının en az 25 tane yol versiyonu üretilmesi gerekmektedir. Bu nedenle arabanın yol versiyonları üretilmiştir. Üç tane GT1 yarış otomobili büyük bir başarıyla FIA GT'ye katıldı. Maserati, 2004 sezonunun sonlarına doğru FIA GT'de MC12 ile Uluslararası Zhuhai Pisti'nde yapılan yarışı kazanarak mücadeleye başladı. (Devamı...)


Tomáš Garrigue Masaryk (d. 7 Mart 1850 - ö. 14 Eylül 1937), eski Çekoslovakya'nın kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı (1918-1935).

Babası Slovak bir arabacı, annesi ise Almanlaşmış Moravyalı bir aileden gelen bir hizmetçiydi. Öğretmen okulunu bitirdiyse de kısa süre bir çilingirin yanında çıraklık yaptı. Daha sonra, 1865'te Brno'da Alman Yüksekokulu'na girdi. Öğrenimini Viyana Üniversitesi'nde sürdürerek 1876'da doktora çalışmasını tamamladı. Leipzig'de bir yıl süren araştırmaları sırasında karşılaştığı ABD'li müzik öğrencisi Charlotte Garrigue ile 1878 yılında evlendi. 1879'da Viyana'da felsefe dersleri vermeye başladı. 1882'de Prag'daki Çek üniversitesinde felsefe profesörü oldu. Yeni-Kantçılığı benimsemekle birlikte İngiliz püriten ahlak anlayışından ve Husçuların sofu öğretisinden de önemli ölçüde etkilenmişti. Aynı zamanda kapitalizmin yol açtığı toplumsal sorunları eleştirelk bir yaklaşımla inceliyordu. Çek reform hareketi ile 19. yüzyılın başındaki kültürel canlanma konularındaki ilk çalışmalarında Çekoslovak tarihsel mirasının dinsel anlamı üzerinde durdu. Avusturya devleti içinde Slavlara eit hakların sağlanmasını savunan tarihçi František Palacký'nin yapıtlarını konu alan çalışması Çek-Avusturya çekişmesinin kapsamlı bir incelemsiydi. Bu arada iki dergi çıkardı. Bunlardan birinde sert bir tartışmanın ardından, ortaçağın başlarında yazıldığı ve Alman Nibelungenlied 'inin (y. 1200) Slav kültüründeki karşılığı olduğu sanılan iki şiirin, gerçekte 19. yüzyılın başlarında bir Çek şairinin yurtseverce duygularla yaptığı bir sahtekarlık olduğunu kanıtladı. (Devamı...)


17 Temmuz
Toltekler Kolomb öncesi Amerika uygarlıklarından birini oluşturan halk olup, Meksika'daki Aztek-öncesi üç kültürden (Mayalar, Toltekler, Olmekler) biri olarak kabul edilirler. Meksika topraklarında ilk insan topluluklarına ait izler, tarihçilere göre, yaklaşık 20.000 yıl öncesine dayanır.

"Toltekler" sözcüğü Nahuatl dilinde "inşaatçı üstatlar" anlamına gelir. Hakkında fazla bilgi sahibi olunmayan kadim Amerika uygarlıklarından biri olan Toltekler'in kökeni ve yaşadıkları dönem hakkında çeşitli varsayımlar bulunmaktadır. Şimdilik en kabul gören varsayım, nereden geldikleri bilinmeyen bu halkın günümüzden 3300 yıl önce mevcut olduğudur. İleri bir uygarlık oluşturdukları sanılmaktadır. Başkentleri arkeologlara göre, Mexico'dan yaklaşık 80 km uzaklıkta bulunan, Teotihuacan yakınlarındaki, Tula olarak belirtilen bir kenttir. Bir Toltek efsanesine göre Tula adı, aslında anavatanlarındaki, "ak dağ"ın bulunduğu bir adaydı. Aztekler, terkedilmiş mükemmel Toltek yapıları ya da kalıntılarıyla karşılaştıklarında bu yapılara çeşitli yönlerden hayran kalmış ve onları ulu bir toplum olarak nitelendirmişlerdir. Mimarlık başta gelmek üzere bilgelik, adalet ve hoşgörü konusundaki ileri düzeyleri kendilerinden sonraki kuşakları öylesine etkilemiştir ki, Aztek hükümdarları dahil, Meksika topraklarındaki hemen hemen her hükümdar soyunu Toltekler'e dayandırma çabasında bulunmuştur. Kaynaklar Toltekler'de, kendilerinden sonraki kuşaklarda görülen dinsel ayinlerin bulunmadığını göstermektedir. Nahuatl efsaneleri Toltekler'i tüm halkların ataları olarak kabul eder. (Devamı...)


Elizabeth Blackwell (3 Şubat 1821 - 31 Mayıs 1910), 1849'da ABD'de tıp diploması alarak, dünyanın tıp diploması alan ilk kadını oldu.

Elizabeth Blackwell ve ailesi ; Elizabeth 11 yaşındayken Amerika Birleşik Devletleri'ne taşındılar. 1838 yılında babalarının ölümünden sonra Elizabeth kız kardeşi ve annesiyle birlikte okul açtılar. Elizabeth tıpta ilerlemek istiyordu ama o dönemlerde bir kız için tıp yolu hiç de kolay değildi. Geneva Tıp Koleji onu kabul edene kadar yani 1847 yılına kadar evde tek başına kendini yetiştirmeye çalıştı.1849 yılına kadar yani mezun olana kadar Elizabeth hiç de mutlu değildi. Okulda herkes erkekti ve hiç kimse de bir kızın doktor olacağına inanmıyordu. Ailesi ve okuldaki herkes onu bu fikrinden vazgeçirmeye çalışıyordu. Paris ve Londra'da çalıştıktan sonra New York'a geri geldi. Orada, 1857 yılında 'New York Infirmary for Indigent Women and Children'adlı bir klinik açtı. Aynı yıl British Medical Register'de ilk anlatılan kadın doktor oldu. 1860'ların sonlarında kadınlar için tıp okulu açtı. Women’s Medical College of the New York Infirmary okuyan öğrenciler eğitimlerinin bir bölümünde Blackwell ailesinden hijyen dersleri de aldılar. Elizabeth temizliğin tıpta önemli bir yeri olduğuna inanıyordu. Kolejteki eğitimlerinden sonra tekrar İngiltere'ye döndü. 1877 yılında emekli olup Hastings'e taşındı. 31 Mayıs 1910 tarihinde evinde hayata gözlerini yumdu. (Devamı...)


18 Temmuz
Merkür (Utarit), Güneş Sistemi'nin Güneş'e en yakın gezegenidir. 8 gezegenin en küçüğüdür. Adını Roma mitolojisinde ticaret ve yolculuk tanrısı ve tanrıların habercisi olarak bilinen Merkür'den alır. Çıplak gözle izlenebilen 5 gezegenden biri (diğerleri Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn) olarak eski çağlardan beri insanoğlunun dikkatini çekmiştir. Yer benzeri ya da 'kaya' yapılı gezegenler sınıfına girmektedir. Güneş'e yakınlığı nedeniyle yeryüzünden izlenmesi güçtür ve hakkında bilinenler sınırlıdır. Uydusu bulunmamaktadır.

Merkür, Güneş'e uzaklığı yaklaşık 46 milyon ile 70 milyon kilometre arasında değişen oldukça eliptik bir yörünge izler. Plüton'dan sonra Güneş Sistemi'nin gezegenleri arasında gözlenen en yüksek dışmerkezlik değerine sahip bu yörüngenin milyonlarca yıllık bir çevrim içinde zaman zaman daha da basıklaşarak dışmerkezlik derecesinin günümüzdeki 0,21'den 0,5 düzeyine dek yükselebildiği sanılmaktadır. Merkür, Güneş Sistemi'nin iç gezegenler olarak adlandırılan diğer dört üyesi gibi katı bir yapıya sahiptir. 5,43 g/cm³ olan yoğunluğu Dünya ile karşılaştırılabilecek denli yüksektir ve Dünya'dan sonra Güneş Sistemi'nde karşılaşılan en büyük değerdedir. Merkür Güneş'e yakınlığı nedeniyle güneş ışınlarının güçlü etkisi altındadır ve sıcak bir gezegendir. Yüzey ısısı uzun süren Merkür gündüz sırasında 457 °C üzerindeki düzeylere çıkabilirken, etkili bir atmosferin yokluğu nedeniyle gece -172 °C'ye kadar düşmektedir. Gezegenin koyu bir yüzeyi vardır. Yüzeyin 0,11 albedo değeri vardır, yani üzerine düşen güneş ışınlarının ancak yaklaşık onda birini yansıtır. (Devamı...)


Édouard Manet (23 Ocak 1832 – 30 Nisan 1883), Fransız ressam. Ondokuzuncu yüzyılda modern hayatı konu alan resimler yapmaya başlamış ilk ressamlardandır. Manet, gerçekçilik akımından izlenimciliğe geçişte önemli bir rol oynadı. İlk dönem başyapıtlarından Kırda Öğle Yemeği ve Olympia, kendisinden genç ressamlara esin kaynağı oldu. Daha sonraki yıllarda ise o ressamlar izlenimciliğin en önemli isimleri oldular. Günümüzde, bu iki resim, modern sanatın başlangıcı kabul edilir.

Édouard Manet, 23 Ocak 1832'de Paris'te varlıklı ve birbirine bağlı bir ailenin üyesi olarak doğdu. Annesi, Eugénie-Desirée Fournier, İsveç Prensi Charles Bernadotte'nin torunuydu. Babası, Auguste Manet ise Fransız bir yargıçtı ve oğlunun da tıpkı kendisi gibi hukuk alanında kariyer yapmasını istiyordu. Dayısı, Charles Fournier, yeğenini resim yapması konusunda teşvik etti ve sık sık Louvre'a götürdü. 1845 yılında, dayısının tavsiyesiyle, Manet çizim konusunda özel ders almaya başladı. Bu dersler sırasında ileride Güzel Sanatlar Bakanlığı yapacak olan Antonin Proust ile tanıştı. Proust-Manet dostluğu yaşamlarının sonuna kadar sürdü. 1848 yılında, babası isteği üzerine bir eğitim gemisiyle Rio de Janeiro'ya doğru yola çıktı. Deniz Kuvvetleri sınavına iki kere girip başarısız olduktan sonra babası sanat eğitimi almasına izin verdi. Manet, 1850'den 1856'ya kadar, geniş tarihi tabloları ile tanınan Thomas Couture isimli akademik bir ressamla birlikte çalıştı. Boş zamanlarında ise Louvre'daki büyük başyapıtları kopyalıyordu. 1853 ile 1856 arasında Almanya, İtalya ve Hollanda'yı ziyaret etti. Bu ziyaretler sırasında Frans Hals, Diego Velázquez ve Francisco Goya'nın eserlerini inceleme fırsatı buldu. Bu üç ressamdan çok etkilendi ve daha sonraki çalışmalarında onların eserlerinden esinlendi. (Devamı...)


19 Temmuz
Tembel hayvan Orta ve Güney Amerika'da yaşayan Megalonychidae, Bradypodidae familyalarına ait 6 türü kapsayan orta büyüklükteki memelilerdir.

Bilim adamlarının çoğu tembel hayvanları Folivora alttakımında sınıflandırırken, bazıları onları Phyllophaga grubunda toplar. Bu iki grubun da adı, ilki Latince'de, ikincisi ise Eski Yunanca'da "yaprak seven" anlamındadır. Bu metin genellikle ağaçlarda yaşayan tembel hayvanlarla ilgilidir. Geçmiş jeolojik zamanlarda, Megatherium gibi büyük yer tembel hayvanları Güney Amerika'da ve Kuzey Amerika'nın bazı kısımlarında yaşamışlardır, fakat insanların gelişinden sonra onlar da diğer bazı hayvanlar gibi birden yok olmuşlardır. Bazı kanıtlar, diğer Kuzey Asya, Avustralya, Yeni Zelanda ve Madagaskar faunalarında olduğu gibi, Amerikan megafaunasının yok olmasında insanların eylemlerinin etkili olduğunu ileri sürmektedir. Bununla beraber, Buz Çağı'nın sonunda meydana gelen eş zamanlı iklim değişimi de bazı durumlarda rol oynamıştır. Tüm memeliler arasında en yavaş hareket eden hayvanlar olarak bilinirler. Dakikada en fazla yarım metre kadar hareket ettiği hesaplanmıştır. Tembel hayvanlar, günde 15 ila 18 saat uyuyarak en çok uyuyan hayvanların başında gelirler. Kalan zamanda ise yemek yerler ve tutundukları ağaç dalını değiştirirler. Pek fazla yemek yemeyip su içmedikleri de bilinmektedir, bu nedenle doğaya en az zararı olan hayvanlar olarak tanınırlar. Tembel hayvanlar, keskin pençeleri sayesinde dalların üzerinde tersine doğru asılı bir şekilde yaşarlar. Yere ise yalnızca ağaç değiştirmek veya boşaltım yapabilmek için inerler. Sürekli ters asılı oldukları için iç organlarının yerleri bile diğer memelilerden farklıdır. Hatta tüyleri de ters yöne uzar. Yaşadıkları Kosta Rika'daki tembel hayvanların ana ölüm kaynakları elektrik tellerine takılmaları ve kaçak avcılardır. Tembel hayvanlar ağaçlarda yaşamaya uyum sağlamalarına rağmen iyi yüzücülerdir. (Devamı...)


Amedeo Avogadro ya da tam adıyla Lorenzo Romano Amedeo Carlo Avogadro (9 Ağustos 1776 - 9 Temmuz 1856), İtalyan kimyager ve bilim insanıdır. Günümüzde, adı, derişim teorisi ve moleküler ağırlık alanındaki katkılarıyla anılır.

Amedeo Avogadro, Torino, İtalya'da, köklü ve asil bir aile olan Piedmont ailesinin bir üyesi olarak dünyaya geldi. 20 yaşında, kilise eğitimi bitirip çalışmaya başladı. Ancak kısa bir süre sonra kendini fizik ve matematik alanındaki çalışmalara adadı. 1809'da bu dalları, Vercelli'deki bir lisede (liceo) öğretmeye başladı. 1820'de, Turin Üniversitesi'nde fizik profesörü oldu. 1821'deki Sardinia Kralı'na karşı olan ayaklanmalarda aktif rol aldı. Bunun sonucu olarak da 1823'te üniversitedeki görevinden alındı. Ancak Avogadro'nun da sahip olduğu fikirler zamanla - Savoy krallarının da katkılarıyla - daha kabullenilir oldu ve 1848'de Charles Albert, modern anayasayı açıklayınca Avogadro Turin'deki görevine geri getirildi. 20 yıl daha burda profesörlüğe devam etti. Çok düzgün ve dinine uygun bir hayat sürmüşe benzeyen Avogadro'nun özel hayatı ve politik yaşamı hakkında çok az şey bilinmektedir. Felicita Mazzé'yle evliydi ve altı çocukları oldu. Bazı tarihi çalışmalar, Sardinya'da, Charles Albert'ın modern anayasasıyla son anda önlenen bir ayaklanmayı maddi açıdan desteklediğini savunmaktadır. Ancak bu konuda çok az bilgi olduğundan, iddialar ancak kuşku olarak kalmıştır. Avogadro, istatistik, meteoroloji ve ölçü sistemlerinde önemli rollar oynamıştır. Aynı zamanda Halk Bilgilendirilmesi Kraliyet Üstün Konseyi'nin de bir üyesiydi. (Devamı...)


20 Temmuz
2014 Güneydoğu Avrupa Sel Felaketi 13-18 Mayıs tarihleri arasında Orta ve Balkanlar'da geniş bir alanı etkileyen, "Yvette" adı verilen alçak basınç sisteminin neden olduğu aşırı sağanak yağışlar sonucunda oluşan sel felaketi. Bosna-Hersek, Sırbistan, Hırvatistan, Romanya ve Slovakya'da 86 kişi'nin ölümüne neden olan afet, Balkanlarda gerçekleşen son 120 yılın en büyük sel felaketi olarak kayıtlara geçti. Afetten 2,5 milyon insan etkilendi, çok sayıda yerleşim birimi sular altında kaldı ve yüz binlerce kişi evlerinden tahliye edildi. Bosna-Hersek ve Sırbistan'da olağanüstü hâl ilan edildi.

Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Bakir Izetbegović ve Sırbistan Başbakanı Aleksandar Vučić, sel felaketi nedeniyle uluslararası yardım çağrısı yaptı. Bosna-Hersek'te sel sularının neden olduğu heyelanlar sebebiyle, 1992-1995 yıllarında yaşanan Bosna Savaşı'ndan kalma 120.000'den fazla mayın yer değiştirdi ve sürüklendi. Ayrıca, 20 Mayıs'ta Bosna-Hersek'te, 21-22-23 Mayıs tarihlerinde ise Sırbistan'da ulusal yas ilan edildi. Devamı


Syngman Rhee ya da Yi Seungman, (d. 26 Mart 1875 - ö. 19 Temmuz 1965), Güney Kore'nin ilk cumhurbaşkanı. 1948 Ağustos'undan 1960 Nisan'ına kadar Kore Yarımadasındaki Soğuk Savaş gerginliğinin yaşandığı dönemde başkanlık yaptı. Tartışmalı bir seçimin ardından halkın protestosu başkanlığını sona erdirdi. Hawaii'de sürgünde hayatını kaybetti. 19 Aralık 2012'de, Rhee'nin kızı Park Geun-hye, Güney Kore'de yapılan genel seçimlerdde ülkenin ilk kadın başkanı olarak seçilmiştir.

Syngman Rhee, Hwanghae Eyaleti'nin Daegyeong-ri şehrinde asilzade Yangban soyunun bir üyesi olarak doğdu. Rhee, Joseon Kralı Kral Taejo'nun en büyük oğlu olan Prens Yangnyeong'un soyundan geliyordu. Pai Chai Hak Dang'a devam ederken Kore'nin Japon hegamonyasına karşı mücadelesinde aktif olmaya başladı. Japon monarşisine karşı yaptığı gösteri yapması nedeniyle tutuklandı. 1904'te serbest bırakıldıktan sonra Birleşik Devletler'e gitti. George Washington ve Princeton Üniversitelerinden mezun olarak birkaç dereceye sahip oldu. Batılılaşarak ailesinin önceki adını ve kendi adını batılı tarzda yazmaya başladı. 1910'da Japonya istilaya başlamıştı ki Kore'ye döndü. Politik çığırtkanlığı ordu tarafınfan hoş karşılanmayınca 1912'de Çin'e gitti. 1919'da bütün bağımsızlık yandaşı gruplarla bir araya gelerek Şangay'de "Geçici Hükümet"i oluşturdu. Başkan olarak seçildi ve görevini 1925'e kadar sürdürdü. "Geçici Meclis"teki otoritesini kötüye kullanma suçuyla itham edildi. (Devamı...)


21 Temmuz
Çöl yerkürede yer alan ana biyom tiplerinden birisidir.

Çöl, yıllık 250 mm'den az yağış alan bölgeler için kullanılan bir tabirdir. Sanılanın aksine Antarktika ve Grönland'ın büyük bölümüde çöl tabirinin içine girer yani "çöl" kelimesi sadece sıcak bölgeleri değil soğuk ve kurak bölgeler için de kullanılır. Çöller birer ekosistemlerdir ve çöl atmosferinin düşük nemliliği gece ve gündüz arasında çok büyük sıcaklık farklarının oluşmasına neden olur. Çöller, aldıkları yağışın miktarında büyük değişkenlik gösterebilirler. Yağışın zamanı da öngörülememektedir. Sıcak çöllerde toprakta organik madde miktarı az olmasına karşın mineraller bol miktarda bulunur. En gelişmişlerinde bile bitki örtüşü çok seyrektir ve toprak güneş ışınlarına ve rüzgara doğrudan maruz kalır. Hem yıllık hem de çok yıllık bitkiler mevcuttur, ancak çok yıllık bitkiler olarak kaktüsler tipiktir, Kuzey kutbu'nda 400'e yakın bitki türü olmasına karşın Antarktika'da hiçbir bitki türü bulunmamaktadır. Bu bitkiler su kaybını azaltmak için genellikle çok küçük yapraklara sahiptir ya da hiç yaprakları yoktur. Bazı bitkiler ise yer altı organları olarak yaşarlar ve yalnızca aşırı yağışların olduğu kısa bir büyüme dönemine sahiptirler. Çöllerde yaşayan hayvanlar, çok çetin koşullarla baş etmek zorundadırlar: su ve besin çok nadirdir, sıcaklık dramatik bir şekilde değişmektedir, kumda ve kalın kar tabakasında yürümek ve yuva kazmak zordur. Bu sorunları aşmak için çok çeşitli fizyolojik ve davranışsal uyumlar evrimleşmiştir. Sıcak çöllerde çoğu hayvan küçüktür, günün en sıcak saatlerini bitkilerin altında ya da yer altında geçirirler, gece avlanır ve besin ararlar. Kanguru faresi gibi hayvanlar, besinlerde bulunan ve metabolizma sonucu ortaya çıkardıkları su (metabolik su) ile canlılıklarını devam ettirirler. Canlı biyokütlesi çok düşüktür ve biyota oldukça özelleşmiştir. (Devamı...)


Cristiano Ronaldo ya da tam adıyla Cristiano Ronaldo dos Santos Aveiro (d. 5 Şubat 1985, Funchal), forvet pozisyonunda oynayan Portekizli futbolcudur. La Liga ekiplerinden Real Madrid'de 7 numaralı formayı giymektedir ve Portekiz millî futbol takımı kaptanıdır.

Cristiano Ronaldo 5 Şubat 1985'te Funchal, Madeira'da doğmuştur. Maria Dolores dos Santos Aveiro ve José Dinis Aveiro'nun son çocuklarıdır. İkinci ismi olan Ronaldo'yu babası Ronald Reagan hayranı olduğu için koydu. Hugo adında bir abisi, Elma ve Liliana Cátia adlarında iki ablası vardır. Profesyonel olmadan önce Andorinha, CD Nacional ve son olarak Sporting genç takımında oynayan Ronaldo, 17 yaş altı Portekiz millî takımında da dikkat çekmişti. Profesyonel kariyerine yine Sporting Lizbon'da başlayan genç oyuncu, 2003 yılından 2009 yılına kadar Manchester United'da oynadı. 2008-2009 sezonun sonunda Real Madrid kulübüne transfer oldu. Ronaldo'nun çocukluğunda tuttuğu takım Benfica'ydı. 8 yaşındayken, babasının malzemeci olarak çalıştığı amatör takım olan Andorinha kulübünde oynuyordu. Ronaldo 1995 yılında C.D. Nacional kulübüyle anlaştı ve bir unvan yarışmasında başarılı olduktan sonra 3 günlük denemeliğine Sporting Lizbon'a gitti. Sporting kulübü kendisini transfer ücretini açıklamadığı bir anlaşmayla renklerine kattı. (Devamı...)


22 Temmuz
Flamingo (Phoenicopterus), flamingolar (Phoenicopteriformes) takımının flamingogiller (Phoenicopteridae) familyasından Phoenicopterus cinsini oluşturan 6 kuş türünün ortak adı.

Tek bir cins (Phoenicopterus) ve onun altındaki 6 türden oluşur. Ancak biyologların en yeni verdiği sonuçlara göre; Avrupa türü, Rosa türü, ve kendi içinde ve çaprazlama üreyebildiklerinden 2 alt türü olan Küba türü olarak türlendirilir. Flamingo, Anadolu'da Allı turna olarak bilinir. Pembe renkli bir su kuşudur. Flamingolar, uzun ve ince bacaklara, yine uzun, eğri bir boyuna ve rosa rengi tüylere sahiptir. Belirgin özelliklerinden biri kıvrık bir gagalarının olması ve bunun, üst kısmıyla daldırıpta, yiyecekleri su ya da çamurdan çıkarırken filtre vazifesi görmesidir. Tüylerindeki kırmızı renk tonları, yedikleri yiyeceklerin içerdiği karotin miktarına göre değişir. Esaret altındaki genç kuşlar, çok az karotin içerikli besinler aldığından beyaz tüylere sahiptirler. Flamingolar Afrika, Güneybatı ve Orta Asya, Güney Avrupa Güney ve Orta Amerika'da görülürler. Güney İspanya ve Güney Fransa'da da kuşun en büyük ve yaygın türü olan rosa flamingo (Phoenicopterus roseus) kuluçka zamanı görülürler. Bu tür 130 cm boyunda olup Afrika, Asya ve Güney Avrupa'da yaşarlar. Almanya'nın Hollanda sınırında ise çeşitli flamingo türlerinden bir koloni yaşar ki bu koloni Dünya'nın en kuzeyde yaşayan kolonisidir. Flamingolar büyük topluluklar halinde, durgun sulara sahip göl, tuz gölü ya da lagünlerde yaşarlar. Diğer hayvan türlerinin az bulunduğu, sıra dışı doğa koşullarının bulunduğu yerlere gelirler. Örnek olarak tuz gölleri ya da alkalik içerikli göller verilebilir. Kısacası bu kuş türü tuzlu ve sodalı sığ sularda yaşar. Bunların dışında ısı farklılığının aşırılıklar gösterdiği durumlara da katlanabilirler.Yurdumuzda en iyi gözlendiği yer Denizli/ Çardak havaalanının bulunduğu Acıgöl'dür. Bulundukları ortamda kuş gruplarının birey sayısı 1 milyonu bulabilir. Genelde yengeç, karides, artemia gibi eklem bacaklı hayvanları, karınca larvası ve yosun yerler. Aşağı doğru eğik gagası sayesinde, yiyecekleri çok zor ortamlarından dahi çıkarabilirler. Devamı...


Henry Purcell (d. 10 Eylül 1659 Westminster, Londra – ö. 21 Kasım 1695 Westminster, Londra). Erken Barok döneminin İngiliz bestecisi.

William Shakespeare’in A Midsummer Night’s Dream (Bir Yaz Gecesi Rüyası) adlı eserinden uyarlanan Fairy Queen (Periler Kraliçesi) için yazdığı fon müziği ile tanınır. Bunun dışında 100'ü aşkın bestesi ve Dido ve Aenas isimli minyatür operası vardır. Bir saray müzisyeninin oğlu olan Henry Purcell, 1677'de, 18 yaşındayken, II. Charles'ın yaylı çalgılar orkestrasının besteciliğine, 1679'da Westmininister Abbey orgculuğuna atandı. Ömrünün 25 yılını Westminister'da geçirdi ve 3 ayrı krala hizmet etti. Saraydaki görevlerinin yanı sıra operalar, sahne müzikleri ve oda müziği bestelemekle uğraştı. O dönem İngiltere’de müzik dünyasındaki önemli gelişmelerden birisi, halk konserlerinin gerçekleştirilmeye başlaması ve çeşili müzik gruplarının kurulması idi. Henry Purcell, pek çok meslektaşının aksine bu grupların sahnelemesi için besteler yapmayı utanç verici olarak görmedi ve bestelerini verdi. Sadece sahne müziği alanında değil, müziğin her alanında eserler verdi. 1695 yılında yaratıcılığının doruğunda iken hayatını kaybetti. 1876 yılında Purcell Derneği’nin kurulmasından sonra, Purcell'in bütün yapıtlarının yayımlanmasına yönelik girişimler başladı. 1965'te çalışmalarının tamamı 32 cilt olarak bir araya getirildi. (Devamı...)


23 Temmuz
Petra (Yunanca: Πέτρα, Petra; Arapça: البتراء, El-Bitrā) Ürdün'ün Lut Gölü ile Akabe Körfezi arasındaki toprakları üzerinde yer alan antik kenttir.

MÖ 400 ile MS 106 yılları arasında Nebatiler'e başkentlik yapmıştır. Roma İmparatorluğu tarafından işgal edilene kadar başkent olarak varlığını sürdürmüştür. 400 yıllarından sonra deprem ve ekonomik sıkıntılardan dolayı kent gözden düşmüş ve zaman içinde unutulmuştur. Petra'nın ilk yapım amacı tarihçiler tarafından bulunamamıştı. Ancak yapılan son araştırmalarda Petra'daki El-Khazneh'nin (El-Hazne) altında gizli gömülü bir bölüm olduğu ve bu bölümün kral mezarları olduğu araştırmalar sonucunda kesinleşmiştir. Petra antik kentinde tiyatro, tapınak, ev, gibi yapılar kireç taşına oyularak yapılmıştır. El-Hazne ve Roma döneminde yapılan amfitiyatro en bilinen yapılardır. Kumtaşından oluşan kaya bloklarına oyulmuş, tapınaklar, amfi tiyatro, mezarlar ve rölyeflerden oluşmaktadır. Yaklaşık 100 kilometre kare alana yayılmaktadır. 1812 yılında İsviçreli gezgin Johann Burckhardt tarafından kent tekrar bulunmuştur. 6 Aralık 1985 tarihinde UNESCO tarafından Dünya Kültürel Mirası listesine dahil edilmiştir. Peru'da yer alan Machu Picchu ile kardeş şehirdir. 7 Temmuz 2007 tarihinde, Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri olarak seçilmiştir. Devamı...


Robert Solow (d. 23 Ağustos 1924 New York) , özellikle ekonomik büyüme üzerine yaptığı çalışmalarıyla bilinen A.B.D'li ekonomist. 1961 yılında John Bates Clark Ödülü'nü, 1987 yılında da Nobel Ekonomi Ödülü'nü kazanmıştır.

Robert Solow, 23 Ağustos 1924’te New York Brooklyn'de, üç çocuğun en büyüğü olarak doğdu. Evlerinin yakınında olan bir devlet okuluna gönderildi, ve başarılı bir öğrencilik geçirdi. 1940’ın Eylül ayında Solow, burslu olarak Harvard Koleji'ne girdi. Sosyoloji, antropoloji eğitimi alıyordu ve aynı zamanda da ekonomi eğitimi almaya başladı. 1942 yılının sonlarına doğru, ABD ordusuna katılmak için üniversiteden ayrılan Solow Kuzey Afrika ve Sicilya’da görev yaptı. Daha sonra terhis olana dek İtalya’da görevini sürdürdü. 1945 yılında tekrar Harvard’a döndü ve Wassily Leontief'in altında araştırma yapmaya başladı ve girdi-çıktı hesapları için ilk sermaye-katsayısılarını (capital-coefficients) hazırladı. Daha sonra ilgisi, olasılık ve istatistik alanına kaydı. 1949-1950 yılları arasında Columbia Üniversitesi'nden bir burs kazanarak, yoğun bir şekilde istatistik çalışmaya başladı. Aynı zamanda işsizlik ve maaş oranları için gelir dağılımı’nda Markov süreçleri’ni kullanarak yeni veriler elde etmeye çalıştı. 1949’da Columbia Üniversitesi'ne gitmeden önce asistan profesörlük için "Massachusetts Teknoloji Enstitüsü" Ekonomi Bölümü’ne başvurdu ve kabul aldı. Massachusetts Institute of Technology’de istatistik ve ekonometri üzerine çalıştı. Solow’un ilgisi giderek makroekonomi’ye kayıyordu. Nerdeyse 40 yıl boyunca beraber çalıştığı Paul Samuelson ile birçok teori ortaya attılar; von Neumann büyüme teorisi (1953), sermaye teorisi (1956), doğrusal programlama (1958) ve Phillips Eğrisi (1960). Solow birçok ABD Federal hükümet projesinde de görev aldı, özellikle işsizlik, büyüme politikaları ve para teorisi üzerine eğildi. (Devamı...)


24 Temmuz
Marksizm-Leninizm Enstitüsü (Rusça: Институт марксизма-ленинизма), 1919'da Moskova'da temelleri atılan ve 1921-1991 yılında Sovyetler Birliği'nde Marksist-Leninist eserleri araştırıp yayın yapan akademi. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından günümüzde ismi "Sosyalizm Tarihi ve Teorisi Enstitüsü" (Rusça: Институт теории и истории социализма) şeklindedir.

Akademinin ilk olarak David Riazanov tarafından kurulmuştur. Enstitü ilk kurulduğu yıllarda Karl Marx, Friedrich Engels ve Vladimir Lenin'in eserlerini derleyip basmaktaydı. 1930'lu yıllarda yaklaşık 400.000 kitap ve dergi, bununla birlikte Marx ve Engels'e ait yaklaşık 55.000 orijinal ve fotokopi belgeyi basarak, o dönemde dünyanın en zengin ve geniş sosyalist literatürüne sahipti. Bu dönemde kurumda 87'si tarihçi olmak üzere 109 kişi çalışmaktaydı. Enstitünün ortaya koyduğu eserleri Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) tarafından gözlenmesine rağmen tam olarak partiye bağlı değildi. Nitekim 1930 yılında çalışanlarından sadece 39 kişi SBKP üyesi idi.

İlk olarak "Marx-Engels Enstitüsü" adıyla kurulan enstitü, kuruluşundan bu yana birçok kez isim değişikliğine uğramıştır. 1952 yılında "Marx-Engels-Lenin Enstitüsü" olarak anılan kurum, 1956 yılında "Marx-Engels-Lenin-Stalin Enstitüsü" adını almıştır. Ardından Nikita Kruşçev döneminde başlayan destalinizasyon politikaları sonucu, kurumun ismi tekrar değiştirilerek, aynı zamanda en bilinen adı olan, "Marksizm-Leninizm Enstitüsü" olarak değiştirilmiştir. Ardından 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılması üzerine ismi "Sosyalizm Tarihi ve Teorisi Enstitüsü" olarak yeniden düzenlenmiştir. Günümüzde bu isim kullanılmakla birlikte resmi belgelerde "Rus Bağımsız Sosyal ve Ulusal Problemler Enstitüsü" olarak da geçmektedir. Devamı...


Charles Perrault (Telaffuz: [şarl pero], d. 12 Ocak 1628- ö. 16 Mayıs 1703), Fransız şair, yazar, edebiyat teorisyeni.

Yaşamının son yıllarında çocukları için derlediği ve Kaz Ana’nın Öyküleri (1697) adlı kitabında yayımladığı masallar (Uyuyan Güzel , Kırmızı Başlıklı Kız, Mavi Sakal, Çizmeli Kedi, Külkedisi) birer dünya klasiği haline gelmiştir. Perrault, yaşadığı dönemde Avrupa’da çok bilinen ve bir sözlü edebiyat ürünü olarak anlatılan çocuk masallarını bu kitapta bir araya getirmiş; yazıya geçirdiği masallar daha sonra başta Grimm Kardeşler olmak üzere başkaları tarafından da yeniden yazılmış; opera, bale (Çaykovski’nin Uyuyan Güzel balesi gibi), tiyatro ve filme ( Walt Disney şirketinin Külkedisi (1950) ve Uyuyan Prenses (film, 1959) animasyon filmleri gibi) uyarlanarak günümüze gelmiştir. Bunun için Perrault “çocuk kitaplarının babası” olarak anılır. XIV. Louis devrinin Fransız Akademisi üyesi önemli bir edebiyatçı olan Perrault, yaşadığı dönemde önce Fransa’yı sonra tüm Avrupa’yı saran “Eskiler - Yeniler Kavgası”nın ortaya çıkmasındaki rolü ile tanınmış bir entellektüeldir. Eskileri taklit eden çağdaş yazarları bu tutumlarından ötürü eleştiren Perrault, insan düşüncesinin zaman içinde olgunlaştığını, eskilere öykünmenin bir yararı olmayacağını ve yeni yapıtların daha üstün olduğunu öne sürmüştür. Devrin ünlü mimarlarından Claude Perrault’nun kardeşidir. Devamı...


25 Temmuz
İtfaiye yangın söndürme işlemi ve bu işlemi yapan kuruluşa verilen genel addır. Yangın söndürmekle yükümlü personele itfaiyeci denir. Bir itfaiyeci yangınları söndürmek için eğitilmiş ve buna göre donatılmıştır. İtfaiyenin özdeşleştiği "yangınla mücadelenin" 3 temel amacı vardır.Bunlar sırası ile; Hayat kurtarmak, mal kurtarmak ve çevreyi korumaktır.

Görevleri: Yangınların yanında deprem, sel gibi doğal afetlerde, her türlü patlama, çökme vb. olağanüstü durumlarda, mahsur kalma olaylarında, arama kurtarma çalışmalarında itfaiyeciler görev yapar. Genel olarak görevi hayat kurtarmaktır. Bu yüzden itfaiye bir acil servistir ve diğer acil servislerle sürekli irtibat halinde olmak zorundadır. Mesleğin gerektirdiği Özellikler : İtfaiyecilikte uzmanlaşmak için uzun bir eğitim ve alıştırma sürecinden geçilir. Zor bir meslektir. İçeriğinde kişinin kendi ve diğer insanların hayatı vardır. Bu yüzden itfaiyeciler meslek yaşamları boyunca sürekli olarak eğitim ve tatbikat yaparlar. Bazı ülkelerde bu tatbikatları ayrı bir kurum düzenler ve denetler. Eğitim: İtfaiye personeli olarak göreve başlayanlar hizmetiçi eğitimden geçerler. Eğitim süresince yangınlara karşı önlemler, itfaiye araç ve gereçlerinin nasıl kullanılması gerektiği, söndürme ve kurtarma bilgileri ile sabotaj - kundakçılık gibi konuların tespiti hakkında bilgi verilir. Aynı zamanda ilk yardım eğitimi alırlar. İtfaiyecilik mesleki ve teknik eğitimi, birçok ilimizde ortaöğretim meslek liselerinde itfaiye teknisyeni, yükseköğretim meslek yüksekokullarında itfaiye teknikeri unvanıyla verilmektedir. (Devamı...)


Emanuel Lasker (d. 24 Aralık 1868, Barlinek, Polonya – ö. 11 Ocak 1941, New York, ABD) Alman satranç oyuncusu ve matematikçi.

1894'te Steinitz'i +10 -5 =4 sonucu ile yenerek dünya satranç şampiyonu oldu. Birçok turnuvada birinci oldu. Bunların en önemlileri Londra (1899), Sankt-Peterburg (1896 ve 1914) ve New York (1924) turnuvalarıdır. 27 yıl dünya satranç şampiyonu kaldı ve unvanını birçok maçta korudu. 1921'de Havana'da yapılan maçta Capablanca'ya yenilerek unvanını devretti. 1933'te karısı Yahudi olduğu için Almanya'yı terk etmek zorunda kaldı. Son yıllarını New York'ta geçirdi. Satranca psikolojik yaklaşımı ve derin tahlilleriyle bilinir. Aynı zamanda başarılı bir matematikçidir. Lasker, satranç oynamayı iki beyin arasındaki psikolojik bir mücadele olarak anlamış ve ifade etmiştir. Matematik doktorasını Erlangen'de David Hilbert yönetiminde yapmıştır (1902). Matematikte polinom halkalarında Lasker-Noether teoremi olarak anılan teoremi geliştirmiştir. Felsefe ile ilgilendiği, Albert Einstein'ın yakın arkadaşı olduğu da bilinmektedir. (Devamı...)


26 Temmuz
Nar (Punica granatum), kınagiller (Lythraceae) familyasından içinde küçük çekirdekler ve meyve gövdesini oluşturan yüzlerce tanecikten oluşmuş, hafif ekşi ve bazen tatlı tadı olan, ılıman iklimlerde yetişen, bir meyve türü.

Narlar kuraklığa dayanıklıdır. Akdeniz yağış rejiminin etkili olduğu, dönenceler ile 40. enlemler arasında, 1000 m kadar yüksekliğe sahip bölgelerde yetişebilir. -10 °C’ye kadar soğuğa dayanabilir. Yıllık 500 mm yağış yeterli olmaktadır. Bol güneş seven bitki, yazın aralıklarla sulanırsa verim artmaktadır. Daha yağışlı bölgelerde sık sık mantar rahatsızlıklarından kaynaklanan kök çürümeleri ile karşı karşıya kalabilmektedirler. Akdeniz havzasında birkaç bin yıldır ekilmekte olan narın ilk olarak İran’da ortaya çıktığı düşünülmektedir. Afganistan ve Pakistan’dan Himalayalar’a kadar geniş bir alanda yetişir. Gürcistan, Ermenistan ve Karadeniz’in doğu kıyılarında yabani nar bahçeleri vardır. Ermenistan, Azerbaycan, Türkiye, İran ve Hindistan nar yetiştiriciliği yapılan ülkeler arasındadır. Ayrıca, tarih öncesi zamanlardan beri Akdeniz ülkeleri ve Kafkaslar’da nar yetiştiriciliği yapılmaktadır. Latince ismi Punica granatumun kabaca Fenike elması anlamına gelmesi, Fenikelilerin yemişi Akdeniz havzasında taşımış olduklarını akla getirmektedir. Nar, kurak iklimlerde de yetişebildiğinden, Güneydoğu Asya’da, Malezya’da, tropikal Afrika’da da yetiştirilir. İpekyolu ve deniz tüccarları aracılığıyla Güney Çin’e ve Güneydoğu Asya’ya ulaşan nar, bu bölgelerde de yetiştirilmektedir. 18. yüzyılda İspanyollar tarafından Latin Amerika ve Kaliforniya’ya da getirilen nar, 2000'li yıllardan itibaren Kaliforniya ve Arizona’da ticari bir ürün olarak değer kazanmıştır. Türkiye'de pek çok yerde gözüken nar yoğunlukla Ege ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde ekine alınmıştır. Özellikle Denizli İli Irlıganlı kasabasında yoğunlukla yetiştirilmektedir. (Devamı...)


Tarkan tam adıyla Tarkan Tevetoğlu (d. 17 Ekim 1972, Alzey, Almanya) Türk şarkıcı, şarkı sözü yazarı, besteci, yapımcı ve aranjör. Batı Almanya'nın Renanya-Palatina eyaletindeki Alzey kasabasında doğup büyüdü, 1986'da ailesiyle beraber Türkiye'ye geldi ve müziğe çocukluk yıllarında başlayan ilgisi sonucunda, lise hayatına başladığı Karamürsel'de ilk müzik eğitimini almaya başladı. İlerleyen yıllarda İstanbul Plak şirketinin sahibi Mehmet Söğütoğlu ile tanışarak şirket ile bir albüm anlaşması imzaladı.

Tarkan, 1992'nin son aylarında ilk stüdyo albümü Yine Sensiz'i, piyasaya sürdü ve albümdeki "Kıl Oldum" şarkısıyla çıkış yaptı. 1994'te yayımladığı ikinci stüdyo albümü Aacayipsin ve 1997'de yayımladığı üçüncü stüdyo albümü Ölürüm Sana ile ticari başarı yakaladı. Ölürüm Sana albümünden çıkan "Şımarık" single'ı, birçok ülkenin ulusal listesine giriş yaptı. 1998'de Universal Music Group ile anlaşma imzaladı. 1999'da piyasaya sürdüğü toplama albümü Tarkan, çeşitli ülkelerden platin ve altın sertifikalar kazandı. 2001'de yayımladığı dördüncü stüdyo albümü Karma'daki "Kuzu Kuzu, "Hüp" ve "Verme" şarkılarını kliplendirdi. İki yıl sonra çıkan Dudu albümüyle yeniden ticari başarı yakaladı, 2006'da Come Closer adlı ilk İngilizce albümüyle bazı Avrupa listelerine giriş yaptı. "Bounce" ve "Start the Fire", albümden çıkan single'lar oldu. Tarkan, bir yıl sonra, altıncı stüdyo albümü Metamorfoz'u yayımladı. Albümdeki şarkıların sözleri, Türk Dil Kurumu tarafından takdir edildi. 2010 yılında yedinci stüdyo albümü Adımı Kalbine Yaz dinleyiciyle buluştu ve Türkiye'de yılın en çok satan albümü oldu. (Devamı...)


27 Temmuz
Embriyo (İngilizce: Embryo Eski Yunanca: ἔμβρυον (oku. embrüon tohum) çok hücreli diploid ökaryotlarda gelişimin ilk basamaklarından biri.

Yumurta ve sperm hücrelerinin birleşmesiyle oluşan zigot, çift sarmallı DNA moleküllerini içerir. Bitkiler, hayvanlar, ve bazı protistlerde zigot mitozla bölünerek çok hücreli canlıyı oluşturur. Embriyo terimi, bu gelişimin zigotun bölündüğü zamanla, gelişim basamağının başka basamağa geçmesine kadar olan ilk zamanlarını anlatmak için kullanılır. İnsanlarda, ilk sekiz haftalık döneme embriyonal dönem denilir. Embriyonal dönemde 3 germ yaprağından çeşitli organ sistemleri oluşur. Hayvanlarda, zigotun bu gelişim aşamasında morula, blastula ve gastrula evreleri görülür. Bitkilerde ise, bu gelişme safhaları standart değildir, embriyo yeni bitkiler oluşturmak üzere gelişirler. (Devamı...)


Jean-Philippe Rameau (d. 25 Eylül, 1683, Dijon, Fransa – ö. 12 Eylül,1764 Paris). Avrupa'da barok müzik dönemine çok ünlü Fransız besteci ve müzik teoricisidir. Fransızca opera besteciliğinde Jean-Baptiste Lully yerini almıştır ve yine Fransız François Couperin ile klavsen için müzik besteleyen en önemli Fransız bestecidir.

Rameau'nun Paris dışında taşrada geçirdiği çalışma hayatının ilk yılları hakkında elimizde ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Ama Paris'e geldikten hemen sonra 1722de yayınlamış olduğu klasik harmoni üzerine monagrafi "Traité de l'harmonie réduite à ses principes naturels" ile hemen kendine isim yapmış ve bu eser günümüze kadar klasik batı müziğinin en önemli ana teorik kitaplardan biri olma niteliğini korumuştur. Elli yaşına geldiği zaman opera besteciliği kariyerine girmesi ile (özellikle Hippolyte et Aricie (1733), Les Indes galantes (Yürekli Hintler) (1735), Castor et Pollux (1737), Dardanus (1739) ve Plate (1745) klasik operalarıyla) büyük bir opera bestecisi olarak ün yapmıştır. Rameau'nun müziği 18. yüzyılda çok popüler olmakla beraber; bu yüzyıl sonunda unutulmaya başlanmış; 19. yüzyılda tamamen unutulmuş ve 20. yüzyıllarda akademisyen müzikcilerce gösterilen ciddi çalışmalarla tekrar popülerlik kazanmıştır. Günümüzde Rameau'nun müziksel eserlerinin temsilleri, konserleri ve ses kayıtlarıyle onun müzisiyen olarak üstün yetenekliğinin yeniden kabul edildiğini açıkca ortaya çıkarmaktadır. Rameau, François Couperin ile birlikte 18. yüzyıl Fransız klavsen ekolünün öncülerinden biridir. Fakat bu iki müzisiyenin çok farklı tarzları vardır. (Devamı...)


28 Temmuz
Balık kartalı (Pandion haliaetus), monotipik balık kartalıgiller (Pandionidae) familyasından balıkla beslenen yırtıcı bir kuş türü. İri, uzun kanatlı, suya dalarak avlanan bir avcıdır.

Osprey sözcüğü, Latince "Kemik Kıran" anlamındaki ossifragus'dan gelir. Pandion, mitolojideki Athena'dan, haliaetus Yunanca "Deniz" ve "Balık" sözcüklerinden ("Hals" ve "aetus") gelir. Suya dalabilen tek yırtıcı kuştur. Beyaz gövdesiyle ve özgün uçuşuyla hemen tanınır. Alttan kanat örtüleri ve gövdesi beyaz, el bileği lekesi koyu renklidir. Kanatları uzundur, el bileğinden aşağı kıvrık tutulur, önden bir martı gibi m şekli oluşturur. Balık kartalı iyi bir balık avcısıdır. Dalarak pençesiyle balık yakalaması görülmeye değerdir. Sıklıkla asılı kalarak, bazen süzülerek avlanır. Genellikle tamammen suyun içine girer. Su derinliğinden yaklaşık 1 metre derine dalabilirler. Yakaladığı balığın kafasını öne doğru tutar. Hemen hemen sadece balıkla beslenir. Diyetinde kurbağa, yılan gibi yiyecekler olabilir. Her zaman suya yakında bulunur, sadece göç sırasında uzaklaşır. Üreyen bireyler avlanma sırasında yuvadan 14 km uzaklaşabilir. Üremeyen bireyler 10 km alanda beslenebilirler. Yuvaları genelde deniz kenarına yakındır, sıklıkla da kuru ağaç tepelerindedir. Bazen yerde, sığlık bir adacıkta yuva yapabilirler. Ötüşü ince ve yumuşak bir 'pip-pip-pip'dir. Normalde koyu renkli olan tüylerinin tamamı beyaz olduğu bireyler rapor edilmiştir. Fransa ve Kuzey Amerika'da melanist bireyler de gözlemlenmiştir. Yaz ve kış boyunca tüy değiştirir, göç sırasında bunu durdururlar. Yırtıcılarda tipik olarak tüy değişimleri her yıl tüm primerlerde olur. Sekonderler genellikle iki yılda bir yenilirler. Yeniler ve sonraki sekonderlerin boyları aynıdır. Yaşlı kuşlarda tüy değişimi asimetrik ve rastgeledir. Gençlerde tüy değişimi kışın 5-7 aylık olduklarında başlar. Devamı...


Alan Turing ya da tam adıyla Alan Mathison Turing (23 Haziran 1912 – 7 Haziran 1954), İngiliz matematikçi, bilgisayar bilimcisi ve kriptolog.

Bilgisayar biliminin kurucusu sayılır. Geliştirmiş oldugu Turing testi ile makinelerin ve bilgisayarların düşünme yetisine sahip olup olamayacakları konusunda bir kriter öne sürmüştür. II. Dünya Savaşı sırasında Alman şifrelerinin kırılmasında çok önemli bir rol oynadığı için savaş kahramanı sayılmıştır. Ayrıca Manchester Üniversitesi'nde çalıştığı yıllarda, Turing makinesi denilen algoritma tanımı ile modern bilgisayarların kavramsal temelini atmıştır. Adı ayrıca Princeton'da beraber çalıştığı tez hocası Alonzo Church ile geliştirdiği Church-Turing Hipotezi ile de matematik tarihine geçmiştir. Bu tez, bir algoritmayla tarif edilebilecek tüm hesaplamaların dört işlem, projeksiyon, eklemleme ve tarama operasyonları ile tarif edilebilecek hesaplamalardan ibaret olduğunu ifade eder. Bir matematiksel teorem olmaktan ziyade matematik felsefesi hakkında çürütülememiş bir hipotezdir. 1952 yılında şantaja maruz kaldığı şikayetiyle polise başvurup eşcinsel olduğunu açıklayan Turing, eşcinsellik suçlamasından yargılanıp 1 sene boyunca kimyasal olarak hadım etme yöntemi olarak kullanılan östrojen iğnesi vurulmaya mahkûm edilmiştir. 1954 yılında potasyum siyanid zehirlenmesinden ölmüştür. Polis araştırmasında Turing'in yediği elma ile siyanur zehiri alarak intihar sonucu öldüğüne karar verilmiştir. Buna rağmen Ingiliz polisi Turing'in zehirlenmesinin kendisi tarafından intihar nedeniyle olmadığı ve başkalarının bu şüpheli ölümde bir parmağı olduğu iddiası sürmüştür. Adı anısına verilen ve bilgisayar biliminin Nobel'i sayılan Turing Ödülü ile de akademik bilişim dünyasının bir parçası olmuştur. Devamı...


29 Temmuz
Satürn (eski adı ile Zühal) Güneş Sisteminin Güneş'e yakınlık sırasına göre 6. gezegenidir.

Büyüklük açısından Jüpiter'den sonra ikinci sırada gelir. Adını yunan mitolojisindeki Kronos'tan alır. Çıplak gözle izlenebilen 5 gezegenden biri (diğerleri, Merkür, Venüs, Mars, ve Jüpiter) olarak eski çağlardan beri insanoğlunun dikkatini çekmiştir. Büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşmakta ve gaz devleri sınıfına girmektedir. Su yoğunluğu ile karşılaştırıldığında 0.69 olan bu değer, Yerküre'nin yoğunluğunun % 12'si kadardır. Düşük yoğunluk, gezegenin akışkan yapısı ve kendi çevresindeki dönüş hızının yüksekliği ile birleşerek, Satürn'e ekvatorda geniş, kutuplarda basık elipsoid görüntüsünü vermektedir. Yansıtılabilirlik derecesi(albedo) 0.47 olan gezegen, böylece yüzeyine düşen güneş ışığının yarıya yakınını görünür tayfta yansıtmaktadır. Ancak kızılötesi alandaki ışınım ölçüldüğünde, Satürn'ün Güneş'ten aldığı enerjinin 3 kat fazlasını dışarı yaydığı görülür. Bu nedenle gezegen, Güneş'e olan uzaklığına göre hesaplanan 71K' den (-202 °C) çok daha yüksek bir etkin sıcaklığa sahiptir ve 95K (-178 °C) sıcaklığında bir kara cisim gibi ışır. Satürn'ün kendi içinde yarattığı bu enerji fazlası, gezegenin yerçekiminin etkisi ile yavaşça kendisi üzerine çökerek küçülmesi sırasında dönüştürülen potansiyel enerji ile açıklanmaktadır. Kelvin-Helmholtz mekanizması olarak adlandırılan ve daha sınırlı ölçüde Jüpiter'de de gözlenen bu olgu Satürn'ün yarattığı ısıl enerji fazlasını tek başına açıklamaya yeterli değildir. Ek bir mekanizma olarak, gezegenin yüzeye yakın katmanlarında hidrojen ile karışım halinde bulunan helyumun ağırlığı nedeniyle merkeze doğru süzülerek göç etmesi sırasında potansiyel enerjisinin bir kısmını açığa çıkarması önerilmektedir. (Devamı...)


[[Dosya:|sağ|150px]] Agatha Christie ya da tam adıyla Agatha Mary Clarissa Miller Christie Mollowan (15 Eylül 1890 – 12 Ocak 1976), İngiliz yazar, polisiye edebiyatın en önemli isimlerinden biri ve dedektif Hercule Poirot karakterinin yaratıcısıdır. Mary Westmacott takma adıyla aşk romanları da yazmıştır. Ancak asıl ününü, yazdığı 80 dedektif romanına ve West End tiyatrolarında sahnelenen oyunlarına borçludur.

Babası Frederick Alvah Miller, Agatha henüz küçük yaştayken öldü. Annesi tarafından evde eğitilen küçük kız, yalnız bir çocukluk geçirdi. Küçük yaşta öyküler yazmaya başladı. 16 yaşında, şan öğrenimi görmek üzere Paris’e yollandıysa da kısa sürede bundan vazgeçti. Ciddi anlamda ilk edebi denemeleri, duygusal konuları ele alan öyküler oldu. 1914’te pilot albay Archibald Christie ile evlendi ve yeniden Fransa’ya gitti. Dislektik olmasına rağmen öykü, roman okumayı çok seviyordu. Fransa'dayken vakit geçirmek üzere okuduğu dedektif öykülerinin daha iyilerini yazabileceğini düşünerek ilk polis romanı olan The Mysterous Affair at Styles’ı (Styles’daki Esrarengiz Olay) yazdı. Kitap çeşitli yayınevinlerince geri çevrildikten sonra 1920’de Bodley Head Yayınevi tarafından kabul edildi. Bu roman, Agatha Christie’nin ilk Hercule Poirot’lu romanıdır. Agatha Christie 1926’da 11 gün boyunca kaybolur. Bütün aramalara rağmen bulunamaz. Arabası bir göl kenarında bulunur; ağaçlara çarpmış, bavulları dağılmış bir şekilde.… Amaç, bellidir; “Agatha Christie göle düştü” süsü vermektir. Sonra birden ortaya çıkar Agatha Christie. Ama hiçbir açıklama yapmaz. Kimlerine göre Agatha Christie geçici hafıza kaybına uğradı. Kimilerine göre, Agatha Christie kocasının sevgilisini öldürmek planları yapmak için bilmediği bir yere gitti. Sır, hâlâ meçhul. (Devamı...)


30 Temmuz
Rayleigh saçılımı ışığın veya diğer elektromanyetik radyasyonun, ışığın dalga boyundan daha küçük tanecikler tarafından saçılımını ifade eder. Bu isim, İngiliz fizikçi Lord Rayleigh'ın adına ithafen verilmiştir.

Işık, saydam katı veya sıvıların içinden geçtiğinde de meydana gelse de en çok gazlarda gözlenir. Gökyüzünün mavi görünmesinin temel nedeni, açık atmosferde güneş ışığının Rayleigh saçılımına uğramasıdır. Rayleigh saçılımını ortaya atan bilim adamı Lord Rayleigh ilk olarak gaz moleküllerini incelemiştir. Lord Rayleigh, Rayleigh saçılımında artı ve eksi yüklerin ışık dalgasından geçerek dağıldıklarını ve titreşmeye başladıklarını görmüş ve bu konuda araştırmalar yapmaya başlamıştır. Bu titreşmeler bir ışık kazanımıyla sonuçlanır. Titreşmeyi oluşturan dalga kendine has bir yolda yayılırsa da, molekülün saldığı ışık, hemen hemen bütün doğrultularda ışınlanmaya başlar. Lord Rayleigh araştırmaları sonucunda, ışık saçılımının derecesinin ona çarpan ışık saçılımlarının dalga boylarına göre değiştiğini ortaya atmıştır. Buradan da uzun dalga boylu ışık kısa dalga boylu ışığa göre daha az saçılım gösterir. Bu yasaya göre; dalga boyuna oranla küçük parçacıkların saçılıma uğrattığı ışığın şiddeti dalgaboyunun dördüncü kuvveti ile arasında ters bir bağıntı vardır. Işık dalgaları moleküllere çarptıklarında saçılırlar fakat hepsi aynı oranda saçılmaz. Mavi ışık diğer renklere göre daha fazla saçılım gösterir. Bu nedenle gündüzleri gökyüzü mavi görünür. Güneş ışığı'nın atmosferdeki Rayleigh dağılımı, yayılmış gökyüzü radyasyonuna yol açar, bu da gökyüzünün mavi, güneşinse sarı olmasının sebebidir. Işığın dalgaboyuna yakın veya daha küçük parçacıklar tarafından dağılması, soyut dipol tahmini ve diğer bilişimsel teknikler ve Mie teorisi ’nde işlenir. Rayleigh dağılımı, ışık dalgaboyuna göre küçük ve optik olarak "zayıf" (diğer bir deyişle kırıcılık endeksi 1’e yakın) olan parçacıklar için geçerlidir. Diğer yandan, Anormal Sapma Teorisi optik olarak zayıf fakat daha büyük boyutta parçacıklarla ilgilenir. (Devamı...)


John William Waterhouse (d. 6 Nisan 1849 Roma, İtalya - ö. 10 Şubat 1917 Londra). Bir İngiliz ressamı. Neo-klasik ve Ön-Raffaelocu akımlara uyan mitoloji ve edebiyattan uyarlanan kadın resimleri ile ünlüdür.

Hem babası hem, annesi ressam olan John William Waterhouse İngiliz asıllı ailesinin sanat eğitimlerini geliştirmek için gitmiş oldukları Roma, İtalya'da doğdu. Çocukluk yıllarını ailesinin sanat çevresi içinde İtalya'da geçirdi. Aile arasında Nino adıyla bilinmekteydi. Waterhouse ve ailesi 1850'li yılların sonlarına doğru İngiltere'ye geri döndüler. Waterhouse babasının stüdyosunda asistan olarak heykel ve resim üzerine yeteneklerini geliştirdi. Kraliyet Akademisi Okuluna birkaç kez başvuruda bulunduktan sonra ancak 1870 yılında kabul edildi. Fakat Waterhouse çok kere kulladığı stil ve eserlerinde işlediği temalar nedeniyle "On-Rafaelocu" bir ressam olarak sınıflandırılmaktaysa da gerçekten Waterhouse bir "Neo-Klasik" ressamdır. Waterhouse'un önceleri hazırladığı tablolardan bazıları doğum ülkesine duyduğu sevgisi yansıtarak İtalyan temalara ve İtalya görüntüleri üzerine yoğunlaşmıştı. Fakat sonradan kalsık temalar ve konuları işleyen, Lawrence Alam-Tedema ve Frederick Leighton gibi "On-Refaelocu" ressamlardan etkilenmiş ve onların stilini ve temalarını benimsemiştir. Özellikle Roma mitolijisi ve Keats, Tennyson gibi klasik İngiliz şairleri olmak üzere klasik mitoloji, tarih ve edebiyat konuları üzerine yaptığı 200'den fazla tablosu bulunmaktadır. Öldüren cazibeleriyle erkekleri kurban durumuna düşüren güzel kadınlar ve onların ölümcül cazibelerine kurban giden erkekler Waterhouse'in eserlerinde yer alan önemli öğelerdir. Yaşadığı süre içinde tanınmış olan ve sanatından nisbetten iyi geçinip servet yapmış ender ressamlardan biridir. Waterhouse'in popülerliği İngiltere sanat sosyetesince de kabul edilmiş ve Waterhouse 1885de Kraliyet Akademisine Assosiye Üye ve 1895de de Tam Üye olarak seçilmiştir. Başta Frank Dicksee ve Herber James Draper olmak üzere daha sonraki On-Rafaelocuların çoğu Waterhouse'un stilinden önemli ölçüde etkilenmişlerdir. Tablolara hazırlamaya hayatı sonuna kadar devam etmeyi de başarmıştır. Uzun bir hastalık döneminden sonra 10 Şubat 1917'de ölünceye kadar popüler resim eserleri hazırlamıştır. (Devamı...)


31 Temmuz
Himalaya Dağları dünyanın en büyük ve en yüksek sıradağlarıdır. Asya'nın orta güney kısmında, doğu batı doğrultusunda uzanır. Dünyanın en yüksek zirvesi Everest'i (8848 m) içine alır. Everest Tepesi, Nepal ile Tibet (Çin) sınırında yer alır. Everest tepesi Nepal'in sınırları içersindedir. Himalayalar, levha tektoniği kuramına göre, iki kıtasal levhanın yani Hindistan levhası ve Asya levhasının çarpışması sonucu oluşmuştur ve bu oluşum halen devam etmektedir.

Pakistan, Hindistan, Çin, Nepal ve Butan' dan geçen 2400 km uzunluğundaki Himalaya dağ zincirinin buzulları, Asya' nın 9 büyük nehrini besliyor. 1,3 milyar insan, bu su yollarına bağımlı olarak yaşıyor. Verilere göre ise Himalayalarda sıcaklıklar, son 30 yıl içinde on yılda bir 0,06 ile 0,15 derece artmakta ve sıcaklıkların artmaya devam etmesi halinde 50 yıla kadar buzul ve karların tamamen erimesi bekleniyor. Geç Prekambriyan ve Paleozoik dönemleri boyunca, Avrasya kıtasından Eski Tetis Okyanusu'yla ayrılan Hindistan alt kıtası, Gondwana kıtasının bir parçasıydı. Erken Karbonifer döneminde, Gondwana üzerine kıtasal riftleşme süreci başladı ve Erken Permiyan Dönemi'nde Yeni Tetis Okyanusu'nu oluşturdu. Böylelikle bugünün İran, Afganistan ve Tibet bölgelerinin bir kısmını oluşturan kıta parçaları Gondwana'dan ayrılarak kuzeye doğru sürüklendi. Daha sonra Norian (210 Ma) Dönemi'nde başlayan bir başka riftleşme süreci, Gondwana kıtasını ikiye ayırdı. Hindistan, Avustralya ve Antarktika ile birlikte Doğu Gondwana'yı oluştururken, Doğu ve Batı Gondwana'nın birbirinden arada okyanus kabuğunun oluşmasıyla ayrılması daha sonra gerçekleşti (160-155 Ma). Erken Kretase döneminde, Hindistan levhası Avustralya ve Anarktika'dan ayrıldı ve Güney Hint Okyanusu oluşmaya başladı (130-125 Ma). (Devamı...)


Katharine Hepburn ya da tam adıyla Katharine Houghton Hepburn (12 Mayıs 1907 – 29 Haziran 2003), ABD'li film, tiyatro ve televizyon sanatçısıydı. İnatçı, bağımsızlığı ve ruhlu kişiliğiyle bilinirdi. Hepburn'ün kariyeri, 60 yıldan fazla Hollywood başrol oyuncusu olarak yayılmıştır. İşi, screwball komedi diye tanımlanan komedi filmlerinden edebi dramlara kadar ulaştı ve dört Akademi Ödülü kazandı. Bu kimsenin sahip olmadığı bir rekordur. Hepburn'ün karakterleri genellikle gizli bir kırılganlığa sahip güçlü ve sofistike kadınlardı.

Hepburn, Conneticut'ta zenginlik içinde büyüdü ve oyunculuğa Bryn Mawr College'da eğitim görürken başladı. Tiyatroda geçen dört yıldan sonra, Broadway oyunundan aldığı olumlu görüşler Hollywood'un dikkatini Hepburn'ün üzerine çekmesini sağladı. Film endüstrisindeki ilk yıllarında başarılar elde etti. Üçüncü filmi, Morning Glory (1933) ile ilk Akademi Ödülü'nü kazandı; fakat bunu ticari başarısızlıklar izledi. 1938'de "box office zehri" diye anılmaya başlandı. Hepburn zekice geri dönüşünü tasarladı. Önce RKO Radio Pictures ile olan sözleşmesini satın aldı, sonra The Philadelphia Story filminin haklarını elde etti. 1940'lı yıllarda, kariyerinin Spencer Tracy'yle olan ittifakına bağlı olarak Metro-Goldwyn-Mayer ile anlaşma yaptı. Tracy ile sahne ortaklığı 25 yıla yayıldı ve beraber dokuz film çektiler. Hepburn, düzenli olarak Shakespeare sahne prodüksiyonlarında rol alarak ve edebi rollerin hakkından gelerek hayatının sonraki yarısında kendisine meydan okudu. The African Queen (1951) filmindeki gibi orta yaşlı evlenmemiş kadınları canlandırdı ve kendine halkın benimsediği bir kişilik buldu. Guess Who's Coming to Dinner (1967), The Lion in Winter (1968), and On Golden Pond (1981) filmleriyle beraber üç Oscar daha kazandı. 1970'lerde televizyon filmlerinde görünmeye başladı. (Devamı...)